Okullarda yaşanan katliamların sebebi polisin, jandarmanın, bekçinin, askerin yetersiz sayıda olması gibi basit bir siyaset üstü “güvenlik” meselesi değildir.
Bu ülkede halktan alınan devasa ve açık bir sömürü haline gelen vergilerle “güvenliğe” ve silahlanmaya her yıl milyarlarca dolar harcanıyor. Ancak aslında bu harcamalarla halkın güvenliği değil sermayenin çıkarları ve güvenliği sağlanıyor.
Bir protesto gösterisini, mitingi, eylemi, grevi engellemek için organize edilen “güvenlik önlemlerini” üst üste yaşanan birçok saldırıda ve katliamda göremiyoruz.
Devlet, emrindeki bütün güvenlik güçlerini kullanarak toplumsal alanları baskılıyor, toplumu dönüştürmeye çalışıyor ve sermayenin egemenliğine karşı çıkan bütün meşru toplumsal hareketleri zor yoluyla ortadan kaldırmaya çalışıyor. Neredeyse bütün gücünü, yani yargıyı, emniyeti, orduyu bu amaç doğrultusunda seferber ediyor.
İktidar ortaklarının mafya ile el ele poz verdiği, mafyaların ve çetelerin hiç olmadığı kadar siyasette etkin hale geldiği günümüzde tam da bu nedenle ülkeyi yönetenlerin herhangi bir “güvenlik önlemi” ile okullarda, sokaklarda yaşanan saldırıları önleyemez. Çünkü sorun tamamen siyasidir ve bu iktidarın onlarca yıllık tercihlerinden ibarettir.
Bugün bu ülkenin sokaklarında, okullarında, işyerlerinde kadınlar, çocuklar, işçiler öldürülüyor. Halkın özgürlüğünü ellerinden alıp “güvenlik” vaadedenler hergün yeni bir katliamın yaşandığı ülkeyi inşaa ettiler.
24 yıldır iktidarda olup “güvenlik devleti” inşaa edenlerin ortaya çıkardığı sonuç ortadadır. Toplum hiç olmadığı kadar çıkmazda ve çaresizdir. Böyle bir toplumda benzer katliamların yaşanması hiç olmadığı kadar olasıdır. Bu felaket sarmalından kurtulmanın yolu da daha fazla “güvenlik” istemek değil, sadece kendi güvenliğini önemseyenlerin güvensiz hissedeceği mücadeleyi yaratmaktır. Başka bir çaremiz de yoktur.




