2026 1 Mayıs’ını karşılamaya hazırlandığımız bu süreçte İstanbul özelinde gelişen alan tartışmasında belli başlı eğilimler ortaya çıkmıştır. Başta Taksim ve Kadıköy olmak üzere alan üzerinden sürdürülen bu tartışma esasen sadece İstanbul 1 Mayıs’ını kapsayan lokal bir tartışma değildir. Esas olarak devrimci politika ve devrimci görevler bağlamında tartışılması gereken önemli bir husustur.
Alan tartışmaları sadece ilkelerle, tarihsellikle ve iradeyle açıklanamaz. Bugünkü somut durumun tahlili yani güncellikle de ele alınması gerekir. İşçi sınıfı, 2026 1 Mayıs’ını ağır bir yoksullukla ve ona eşlik eden siyasal baskıyla karşılamaktadır. Bu tabloya ise dağınık, lokal ama sürekli bir itirazla karşılık vermek istemektedir. Ancak yetersizdir. Geniş kazanım elde etmekten uzak bir durumdur mevcut durum. Nefes borularını arttırma ve genişletme aşamasındadır diyebiliriz.
AKP-MHP ise iktidarının uzun yıllarına borçlu bir merkezilik sağlamıştır. İşçi sınıfına dönük her saldırısında kendi ideolojik ve politik ajandasına uygun yeni saldırılar da eklemektedir. İBB operasyonları, devrimcilere dönük saldırılar, ”barış süreci” gibi her başlıkta kendi iç krizini erteleyen, toplumun algısını yöneten ve toplumsal muhalefeti paralize ederken kendi iç krizini tarafları ”ortak düşmana” karşı mobilize eden bir amaç eşlik etmektedir. Yer tartışması bu tabloyla ilişkili ele alınmalıdır.
Taksim-Kadıköy İkiliğine Dair
Bütün tarafların ortaklaştığı 1 Mayıs; kitlesel, ve sınıfın ihtiyacını gören bir 1 Mayıs’tır. Hiçbir taraf elbette bu gerekliliği kategorik olarak reddetmiyor. Ancak elbette bu ihtiyacı karşılayacak olan birden fazla 1 Mayıs değildir. Bu ihtiyacı Taksim’de kutlanacak kitlesel bir 1 Mayıs karşılayabilir. Taksim tartışmalarını biçimsel yaklaşımlarla, basit kıstaslarla, ahlaki ve vicdani üstünlükle, siyaset yapmaya hizmet etmeyen yüzeysel düşmanlıklar ile tanımlayamayız.
Kadıköy’de 1 Mayıs’ı mümkün kılan durum Kadıköy’de ısrarcı olanların mücadelesi değildir. Aksine Taksim’de ısrarcı olan iradelerin nesnellikle örtüşmesinin bir sonucu olarak iktidarın verdiği bir tavizdir. Taksim’in diyetidir. Bizim açımızdan kazanımdır. Ancak bugün devrimci politika bağlamında Kadıköy tercihi yetinmeciliktir. İktidarın çizdiği sınırlara hapsolmaktır. Bu gerçeği göz ardı ederek ”kitlesel” 1 Mayıs argümanının arkasına saklanmak aynı argümanla çizgiyi hep en geriye koymanın adı olacaktır.
Taksim Tercihi İrade Beyanının Ötesindedir
Taksim Meydanı tarihsel bir kavganın yeridir. Yasaklara karşı daha önce kazanılmıştır, yeniden kazanılabilir. Bugünden söyleyelim kazanıldığı gün bugünkü çabaların bir sonucu olarak kazanılmış olacaktır. Elbette Taksim mutlak değildir, her durumda devrimciliğin ölçüsü de değildir. Taksim beyanı tek başına devrimciliğin ölçüsü olamaz. Bu iddiayı dile getirenlerin yanlışlığını söylemek gerekir. Ancak bugün Taksim tercihi sadece ”irade”nin bir sonucu olarak verilmiş bir karar değildir. Nesnel durumun ortaya koyduğu bir gerçekliktir. Tarihsel olduğundan daha fazla bir şekilde günceldir.
Bu haliyle bile Kadıköy ve başka alanlarda yapılacak 1 Mayısların içeriği ve akışı öngürebilirdir. Kadıköy ve başka alanlarda olanlar dahi Taksim 1 Mayıs’ını takip edeceklerdir. Ancak Taksim 1 Mayıs’ı öngürelemezdir. Sınıfın en ileri talepleri Taksim’de kavgaya tutuşacaktır. Sonraki politik sürece ve sonraki 1 Mayıslara yön verecektir. Kadıköy ve diğer alanlar ise kazanımı bırakalım beklenti bile içermeyen 1 Mayıslar olacaktır.
Kitlesel, militan; sınıfın politik ve ekonomik kazanımlarının kaldıracı olacak politik bir çizgide durmaya devam edeceğiz. Bu çizgi bizim için mevcut konjonktürde Taksim’de somutlanmıştır. Ancak bu kazanımların sadece 1 Mayıslardan ve Taksim’den geçmediğini biliyoruz. Bu bütün bir programa ve pratiğe yedirilmiş enternasyonalist-militan bir sosyalizm çizgisinin hayata hakim olmasından geçer.
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın Proletarya Sosyalizmi!



