“Burjuva politikacıları, koşullara göre maske değiştirmeyi iyi bilirler; bugün demokrat, yarın milliyetçi, ertesi gün açık gerici olabilirler.” Stalin’in Leninizmin İlkeleri’nde, parlamentarizm ve burjuva partileri üzerine yaptığı çözümlemelerin temeline baktığımızda bugünü biraz daha iyi anlıyoruz. Türkiye siyasetine bakıldığında da bu durumun sayısız örneği görülüyor.

Lenin’in parlamentarizm eleştirisi, bugünü anlamak açısından önemli bir teorik zemin sunar. Lenin’e göre burjuva parlamentoları, halk iradesinin gerçek anlamda temsil edildiği organlar değil; sermaye sınıfının farklı fraksiyonlarının kendi aralarındaki güç paylaşımını düzenlediği mekanizmalardır. Bu nedenle parlamentoda görülen sert tartışmalar, ideolojik karşıtlıklardan çok, aynı sınıf egemenliğinin farklı yönetim tarzları arasındaki çekişmelerdir. Seçimlerle değişen şey ise halkın kaderi değil, yalnızca burjuva sınıf içi güç dengelerinin biçimidir. Bu yüzden burjuva siyasetinde “ilke” değil, konjonktüre göre değişen çıkar hesapları belirleyicidir.

Burjuva Muhalafetinde Savrulmalar 

Son dönemde Burcu Köksal etrafında yaşanan tartışmalar, CHP içerisindeki saflaşmalar ve farklı siyasi yönelimler yeniden gündeme geldi. Ancak mesele yalnızca tek bir isim ya da tek bir parti değildir. Asıl mesele, burjuva siyasetinin yapısal olarak ilkesizliğe dayanmasıdır. Türkiye’de yıllardır siyasetçiler bir partiden diğerine geçiyor, dün söylediklerini bugün inkâr ediyor ve bunu yaparken hiçbir ideolojik tutarlılık kaygısı taşımıyorlar.

Son bir yıldır CHP içerisinde yaşanan geçişler bu durumu açık biçimde gösterdi. CHP’den ayrılıp farklı sağ partilere yönelen belediye başkanları, milletvekilleri ya da seçim dönemlerinde hızla saf değiştiren isimler, siyasetin nasıl bir kariyer alanına dönüştüğünü ortaya koyuyor. Dün “AKP karanlığına karşı mücadele” söylemi kullanan bazı isimlerin bugün iktidar çevreleriyle yakınlaşması ya da sağ bloklarla rahatlıkla ortaklaşabilmesi tesadüf değildir. “AKP’ye geçenlere ‘hakkımı helal etmiyorum” diyen Özlem Çerçioğlu’nun, bugün Erdoğan’ın rozet taktığı isim haline gelmesi, düzen siyasetindeki ilkesiz savrulmanın en açık örneklerinden biridir.

Burcu Köksal tartışması da bu genel tablonun dışında değildir; burada da asıl belirleyici olan kişisel pozisyonlar, parti içi dengeler ve siyasi kariyer hesaplarıdır. Yani mesele tekil bir “sapma” ya da “istisna” değil, doğrudan doğruya burjuva siyasetinin üretim biçimidir. Bu nedenle Köksal etrafında yürüyen tartışmalar, sistemin bütününde var olan ilkesizlik dinamiğini gizlemek yerine aslında daha görünür kılmaktadır.

Değerlerin Aşınması: İki Yüzlü Burjuva Siyaseti

Bahsettiğimiz durum yalnızca CHP’ye özgü de değildir. Türkiye sağının tarihi zaten parti değiştiren siyasetçilerin tarihidir. Bunun en iyi örneklerinden biri Süleyman Soylu’dur. Bir dönem halkın önünde “AKP’den ve Erdoğan’dan hesap soracağım” diye nutuk atan Soylu, yıllar sonra AKP’ye katıldı ve Erdoğan’ın en yakın siyasi figürlerinden biri haline geldi. Erdoğan için “hesap sormazsam namerdim” diyen bu namert siyasetçi, yıllar sonra “Erdoğan benim liderimdir” diyerek geçmişte söylediklerinin tam tersini savunmaya başladı. Dün ağır sözlerle eleştirdiği siyasi çizgiyi bugün “liderlik” ve “istikrar” söylemleriyle övmesi, burjuva siyasetinin ilkesiz karakterinin en açık örneklerinden biridir.

Yeniden Refah Partisi’nden Adalet ve Kalkınma Partisi’ne de çok sayıda geçiş yaşanmıştı. Hatırlayalım 2024 yazında AKP’nin kuruluş yıl dönümü töreninde, YRP’den ayrılan 7 belediye başkanı AKP’ye katıldı. Bunun yanında Balıkesir Kepsut’ta İlçe Başkanı Hüseyin Çetinkaya dahil 61 kişi, Kocaeli Gölcük’te ise 20 kişi AKP’ye geçti. Selendi Belediye Başkanı Murat Daban ve bazı belediye meclis üyeleri de bu geçişlerin dikkat çeken örnekleri oldu. AKP’yi “milli görüş çizgisinden uzaklaşmak”, “ahlaki yozlaşmaya göz yummak” gibi konular üzerinden topa tutan YRP’nin ilkesiz siyasetçileri siyasi geleceklerini teminat altına almak için dini ve milli değerlerini bir kalemde yok sayabildiler. 

Benzer örnekler MHP ve AKP ilişkilerinde de görüldü. Bir dönem birbirine sert şekilde yüklenen iki parti, devlet krizleri ve iktidar dengeleri değişince rahatlıkla aynı ittifakta birleşebildi. Dün “ihanet” diye suçlanan isimler ertesi gün aynı masaya oturabildi. Biz bunlara şaşırmıyoruz. Burjuva siyasetinin çıkarcı, kariyerist odaklı yapısı bütün bu kirli politikaları, entrikaları ve dalavereleri çevirmeyi mümkün kılıyor. 

Parlamentarizmin Gerçek Yüzü

Marx, “egemen fikirlerin egemen sınıfın fikirleri” olduğunu söylerken aslında tam da bu mekanizmayı anlatıyordu. Düzen partileri arasında görülen sert tartışmaların büyük bölümü halka dönük bir gösteriden ibarettir. Mecliste ettikleri kavgalar, esnaf ziyaretlerinde kamera önlerinde yapılan şovlar, seçimden seçime uğradıkları emekçi semtlerinde verdikleri görüntüler kirli siyasetlerini icra ettikleri alanlardır. Seçim dönemlerinde birbirine en ağır sözleri söyleyen siyasetçilerin, birkaç yıl sonra aynı ittifakta buluşabilmesi bundan kaynaklanır. Çünkü hepsi aynı sermaye düzeninin ayakta kalmasını sağlayan aparatlardır. 

Bugün Türkiye’de yaşanan siyasi geçişler, düzen siyasetinin tümelde ideolojik değil (sınıfsal anlamda), pragmatik olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bu nedenle bir siyasetçinin CHP’den AKP’ye ya da MHP’den başka bir düzen partisine geçmesi bir ideolojik kırılma olarak gözükse de günün sonunda burjuva siyasetinin anlaşılabilir bir tarzı olarak ele alınmalı. Çünkü bu partiler arasında belli siyasal ve ideolojik ayrımlar olsa da her biri burjuvazinin belli bir kanadını temsil etmektedir. Koltuk, makam, ihale ilişkileri, siyasi kariyer ve devlet imkanları; burjuva siyasetçisinin yönünü belirleyen temel unsurlar bunlardır. O yüzden de bugün “asla” denilen şey yarın rahatlıkla savunulabiliyor. Halktan fedakârlık isteyenler, kendi siyasi gelecekleri söz konusu olduğunda tüm söylemlerini değiştirebiliyor.

Çözüm: Devrimci Siyasette Israr

Tam da bu noktada düzen siyaseti ile devrimci siyaset arasındaki keskin fark ortaya çıkıyor. İlkesiz burjuva siyasetçileri, siyaseti kariyerinde yükselme, rant elde etme, ihaleler kovalama olarak görürken; devrimciler açısından siyaset, kendi hayatı için hiçbir çıkar gözetmeksizin işçilerin, emekçilerin insanca yaşayabileceği bir ülke için bedel ödemeyi göze almaktır. Bu ilkeli, tutarlı ve onurlu mücadelelerini ise pratikleri göstermiştir. Türkiye’de yıllardır cezaevlerinde işkenceye, tecride ve baskıya rağmen geri adım atmayan devrimciler bunun somut örneğidir. F Tipi hapishanelerden, Kuyu Tipi Hapishanelere, sürdürülen ağır tecrit koşullarına, iradelerinin teslim alınması için yapılan bütün baskılara rağmen devrimciler bir adım geri atmamıştır.  

Bugün ceplerini doldurmak için, daha fazla ihale parası, rant, rüşvet yemek için bütün değerlerini satabilecek bu burjuva siyasetçilerinin işçilere, emekçilere, halka kazandıracağı hiçbir şey yoktur. Halka değerlerine sahip çıkmayı, iradelerini teslim etmemeyi öğütleyenler, koltuğu görünce bütün değerlini ve iradelerini anında satarlar. 

Bugünkü geçişkenlik yarına dair de pek çok işaret taşımaktadır. Burjuva iktidarı öz itibariyle İBB dosyasında halka karşı işlenen suçlarla ilgilenmemektedir. İktidar tutarlı bir şekilde yolsuzluk soruşturmasını sürdürecek ehliyete sahip değildir. Ancak altını çizelim CHP ise tutarlı bir muhalefet yapmaktan uzaktır. Bu aynı zamanda olası bir CHP iktidarında, suça bulaşan, emek düşmanı politikacılardan hesap sorulmayacağının da göstergesidir. Mitinglerin kalabalık geçmesi CHP’nin tutarlılığıyla ilgili değildir. Halkın iktidara olan öfkesinin ve yeni bir odak arayışının göstergesidir. Bu noktada devrimci siyaset meclis seçimlerine endekslenmiş siyasi sınırları aşmak durumundadır. AKP-MHP iktidarını hedefe koyarken burjuva muhalefetin ufkunu da teşhir etmek zorundadır. 

Kurtuluşumuzu bu vahşi sömürü düzeninin partileri ve onun omurgasız siyasetçileri arasında değil kendi öz-gücümüzde aramak zorundayız. Kurtuluşumuz Migros işçilerinin, Fernas madencilerinin, Ankara’yı yerinden oynatan Doruk maden işçilerinin grevindedir. Kurtuluşumuz sosyalist işçi öncülerinin, devrimcilerin örgütlediği eylemlerde, direniş alanlarındadır. Bu alanları örgütleyen, kendi çıkarlarını emekçilerin çıkarıyla ortaklaştıran bu halkın devrimcilerini gözaltı, işkence ve tutuklanma yıldırmaz. Devrimciler düzen bekçilerinin kirli pazarlıklarının ürünü haline de gelmez. İşte bu nedenle düzen siyasetinin ilkesiz savrulmaları ile devrimci siyasetin tutarlılığı arasında derin, keskin bir fark bulunuyor. Halkın sömürülmesinin perdelendiği meclis ve parlamento siyaseti çürümüş düzenin karşılığıdır. Biz ise üretenlerin yönettiği bir dünya için ilkeli devrimci siyaseti yani onurlu bir kavgayı seçiyoruz. 

Kurtuluş Sokakta!

Trend