Suriye’de emperyalist müdahaleyle iktidara getirilen IŞİD artığı selefi-cihatçı HTŞ, iktidara geldiği günden beri Dürzileri, Alevileri ve Kürtleri hedef almaktadır. Saldırılar Suriye ve Rojava’nın emperyalistlerce yeniden paylaşılmak istendiğini ve bu durumun bütün halklara daha fazla savaş ve kandan başka bir şey getirmeyeceği ortadadır.

ABD, İsrail, Körfez Ülkeleri ve Türkiye’nin onayı ve askeri desteğiyle HTŞ çeteleri önce Halep’in Kürt mahalleleri olan Şeyh Maqsud ve Eşrefiyê’ye yönelik saldırı başlatmış ardından Rakka ve Deyrezor’a yönelerek doğrudan Rojava’yı hedef almıştır. Arap aşiretlerinin saf değiştirmesiyle birlikte Rojava’da Kürt halkı açık bir soykırım tehdidiyle karşı karşıya bırakılmıştır. Bizler biliyoruz ki bu saldırılar basit bir HTŞ-SDG savaşı değildir. Colani iktidarının Paris’te İsrail ile gerçekleştirdiği teslimiyet sözleşmesi sonrası bu saldırıların başlaması bir rastlantı değildir. SDG’nin emperyalistlerin İran eksenli kuvvetlere karşı piyon olmayı kabul etmemesi ve Colani’nin bu rolü üstlenme taahhüdü bölgenin yeni savaşlara gebe olduğunu göstermektedir. Planlanan bu yeni savaş düzeni Colani taşeronluğunda İsrail ve Amerika için boyun eğdirilmiş bir Ortadoğu hedeflemektedir. Böylesi bir sürecin diyeti olaraksa ABD’nin sömürge valisi olan Tom Barrack, Colani’ye Rojava’nın entegrasyon adı altında yok oluşunu taahhüt etmektedir.
Suriye’nin güneyinin İsrail’e verilmesi karşılığında Rojava saldırısının önü HTŞ’ye ABD tarafından açılmıştır. Türkiye bu saldırının diplomatik kanalı ve saha koordinatörlüğünden, propaganda çalışmalarına kadar aktif olarak yürütücüsü konumundandır.

Rojava’ya saldırı sürerken Filistin’in paylaşımı da aynı güçlerin ittifakıyla sürüyor. Propaganda edilenin aksine İsrail ve Türkiye’nin birbirilerine düşmanlıkları yoktur. Aksine ABD’nin gözetiminde işbirlikleri vardır.
Rojava’da yürütülen işgal sadece Rojava’yı değil Kürdistan’ın bütün parçalarında ve Türkiye’de önemli sonuçları olacak bir saldırıdır. AKP-MHP iktidarının cihatçı HTŞ’yle birlikte yaptığı saldırı içeride de iktidarın elini güçlendirecektir. Ayrıca Kürt Hareketi’nin bir bölümünün bu saldırı dalgasını “sürece” saldırı olarak değerlendirmesi eksik ve yanlış bir değerlendirmedir. Aksine bu, sürecin devlet tarafının Kürt halkını bir bütün olarak teslim alma saldırısıdır. Sürecin dışındaki güçlerin süreci yürüten taraflara dönük bir saldırısı olarak ele almak, saldırgan güçlerle kendi varlığını koruyan Kürt halkını aynı kefeye koymak gibi yanlış bir okumaya sebep olacaktır. Niyet ve yapılan ortadadır: 2014’te Erdoğan’ın “düştü düşecek” dediği Kobanê’yİ düşürmek ve Rojava’daki işgalin sonucunda Türkiye’de gerici rüzgarları daha da arttırmaktır.

Bu saldırılara karşı direnen Kürt halkının yanındayız. Kürdistan ve Türkiye’de bu işgalci savaşa karşı omuz omuza direneceğiz. 2014’te IŞİD nasıl tarihin çöplüğüne karıştıysa bugün aynı cihatçı-selefi zihniyetin gerçekleştirdiği bu saldırı da Kürt halkının direnişiyle boğulacaktır. Emperyalizm yenilecek, direnen halklar kazanacak!

Trend