Emperyalist kapitalizmin dünya ölçeğinde emeğe saldırıları, emek cephesinden yanıt almadığı ölçüde daha da vahşileşerek artıyor. Hiç şüphesiz bu saldırılar Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte daha da pervasız bir hal aldı. Eksiğiyle, hatasıyla Sovyet sosyalizminin somut gerçekliği kendi sınırları dışındaki dünya ezilenleri için bir sigorta görevi görüyordu. Revizyonist dönemde dahi emperyalist güçlerin caydırıcı bir unsuruydu. Emperyalist saldırıların tertibinde Sovyet unsuru, üzerine yeniden düşündüren bir faktörden fazlasıydı. Bugünden bakıldığında kıymeti ve önemi daha fazla görülen bir gerçek. Artık hayatımızda Sovyet gerçeği yok neyse ki dünyanın sonu değil!

Bu yazının esas konusu Sovyet sosyalizmi ve onun yıkılmasının bütün sonuçlarını incelemeyecek. Ancak dünya ve coğrafyamız solunda Sovyet sosyalizminin çöküşünün önemli sonuçları oldu. Bugün solda etkisi görülen bir dizi yılgın fikrin bu çöküş sonrasının psikolojik etkisi altında olduğunu söyleyebiliriz. Dünya komünistleri, işçi sınıfı ve ezilen halklar onsuz mücadeleye devam ediyor. Mücadele devam ederken karşı güçlerin çeşitli düzeydeki saldırılarıyla devam ediyor. Silahlı güçlerin saldırısından ideolojik mücadeleye kadar geniş bir alanda süren bir hegemonya ve savaşım alanı bu. Mücadeleci güçler açısından her bir alan dikkatle izlenmeli ve mücadele mevziisi haline getirilmelidir. Siyaset boşluk tanımıyor, es geçilen, tolere edilen, ertelenen her bir alandaki aksaklık günün sonunda karşımıza daha ciddi bir aksaklık olarak çıkıyor. Dünyanın sonu fikriyle hesaplaşmayan sol bu ideolojik zokayı kendi açısından kabul edilebilir düzeylerde yuttu. Sola sirayet eden çöküş psikolojisi, geçmiş kuşağa yılgınlık olarak yansıdı. Sosyalizmin sorunlarının tespiti üzerinden mücadeleyi büyütmenin yerini revizyon aldı. Bu revizyon devrimci örgüt, devrimci ideoloji ve devrimci politika alanı başta olmak üzere her alanda post-marksist bir kuşatmaydı. Bu kuşatma yine çeşitli revizyonlarla günümüze kadar geldi. Devrimci örgütün yerine reformizmin, demokratik merkeziyetçiliğin yerine soyut bir demokrasi fikrinin, militanın yerine öznelerin, sınıfın yerine kimliklerin ikame edildiği bir düşünsel alan inşa edildi. Sovyet sosyalizminin gri oluşundan hareketle mevcut devrimci yapılar kapsayıcı olmamakla, beton olmakla, çağı kaçırmakla suçlandı. Devrimci eleştirinin yerini linç ve dedikodu aldı. Devrimci olmanın, örgütlü olmanın alternatifi solculuk, demokratlık daha geniş anlamda bir alanın aktivisti olmak aldı. Öyle ki hızını alamayanlar yeri geldi Mahir, Deniz ve İbo’ya bile aktivist diyebildi. Sınıf mücadelesinin esaslı ve zor görevlerinin yerini yaşam tarzına indirgenen özünde antagonistik bir çelişki taşımayan demokrasi sorunları aldı. Bu ruh hali ve politika yapma biçimi küçük burjuva bireyciliğinden, aktivizminden öte bir yol açmasa da sola sirayet edebilmiştir. Hatta bazı yapıları teslim almıştır. İddiası olan yapılar açısından bu durum hızla bilince çıkarılması ve mücadele edilmesi gereken bir olgudur.

Aktivizmin Solda Yansımaları ve İdeolojik Mücadelenin Önemi

Elbette emperyalist kapitalizme, özelde oligarşik diktatörlüğe karşı mücadelemizde saflarımızı aşağıdan yukarıya örgütleme görevimiz ve sorumluluğumuz vardır. Bütün toplum adına konuşabilecek yegane toplumsal kesim olan işçi sınıfını yaratmak iddiamız bizi bazı dönemlerde bazı görevleri daha da sivriltme ihtiyacıyla karşı karşıya bırakıyor. Her bir çağın, konjonktürün kendine özgü soru ve sorunları vardır. Bilginin hızla tüketildiği, bireyselliğin pohpohlandığı, derinleşmedense anın teşvik edildiği, somutun yerine akışkanlığın övüldüğü kendine has bir dönemden geçiyoruz. Dünyayı ezilen sınıflar lehine değiştirme çabası olan her bir güç anın cazibesiyle sunulan bu tabloya itiraz etmelidir. Yerine başka kavramları ve eylemini koymalıdır. Kendi kavram ve eylemimizi koymadığımız her bir alan burjuva kavram, zihin ve eylemle dolacaktır. Hayat boşluk tanımıyor.  Örgütlü militanları ve örgütsüz kitleleri hayatın gerçek sorunlarına yönlendirecek bir hat oluşturmak coğrafyamızın gençliğinin ayakta olduğu bugünlerde daha da önem kazanmaktadır. Aksi takdirde saflarımızın yanı başına, bir kesimimize sirayet eden illüzyon gerçeklik olarak kabullenmeye başlanır.

Örgütlü mücadele yürüten devrimciler için önemli bir alan olan ideolojik mücadele alanı bugün sosyal medyanın, yapay zekanın, iletişim teknolojilerinin hızlı gelişimiyle daha da önemli hale gelmektedir. Devrimci yapılara dönük örgütsüzleştirme zor araçlarıyla başarılamadığı ölçüde ideolojik araçlarla sürer. Tabiri caizse devrimci mahallelere “ideolojik sızmalar” denenir, deneniyor. Bu kavramların tersyüz edilmesinden, ilişkilerin tersyüz edilmesine kadar geniş bir yelpazede denenen ve artık sosyal medyadan öte hayatta karşımıza çıkan bir gerçektir. Bu sızmaların büyümemesi ve bitirilmesi için sorunun özünü ve görüngülerini ortaya koymak gerekir.

İlkin devrimci örgütlerin kitleleri örgütleme aşamasında hayatın gerçeklerini baz alarak kurduğu ilişkilenme ve kullandığı kavramların tersyüz edildiğini biliyoruz. Bu sürece gelinmesinin elbette çeşitli nedenleri vardır. Bunların başında 12 Eylül Askeri Diktatörlüğü’nün uygulamaları ve yasakları vardır. Kimi kavramların “daha sol”, “daha tehlikeli” ve hatta devlet tarafından daha kriminalleştirildiğini söyleyebiliriz. Örgüt, örgütlü, eylem, militan, eylemci bu kavramların başında gelir. Bu kavramların kriminalleştirilmesinin yanında her bir kavrama olumsuz çağrışım medya eliyle dizayn edildi. Bu dizayn bugün kendini solda gören kimi çevrelerde bile karşılık buldu. Öyle ki birey olmak, örgütlü olmamak marifet bile sayılıyor. Ancak sorun bu kadar basit değil. Günümüzde solumuza sirayet eden durum daha karışık ve sorunlu vaziyet almıştır. Solda kimi çevrelerde pragmatizm uğruna sınıfın reddiyesi, örgütün reddiyesi, örgütsel ilişkinin reddiyesine göz yummak, buna teşne olmak bir süredir vakayi adiyeden sayılıyor. Özünde devrimci örgüt ve mücadelenin utangaçça reddiyesine, bireyin yüceltilmesine dayanan bu zihniyet kısaca aktivizmdir. Devrimciliğin bütünsel mücadele gereğini kavramamış veya bunu kaldıramamış kişiler ve gruplarca bu çeşitli kavramlarla yüceltilen bir durum haline getirilmiştir. Kimi eylemlere katılmayı, kimi konularda hassaslık göstermeyi devrimcilikle karıştıran bir zihindir artık karşımızdaki. Burada mevzubahis olan bir çelişkiyi ortadan kaldırmak, olumsuz bir seyri değiştirmek iddiasından çok, kendini var edebileceği, tatmin olacağı bir alanı kendine parsellemektir. Bu zihin yapısının burjuva bireyciliğinden öte bir ufku ve iddiası olmasa da belirli bir yer bulmuştur. Solun özgürlük, değişim gibi zorunlulukla tarif edilen kavramlarının ve sorumluluklarının burjuvaca bir istismarıdır özünde olan. Solu kıskaca alan bu kavram ve fiillerin değiştirmek niyetinden çok hatanın kollandığı, açık arandığı bir ilişki haline geldiğini de söylemeliyiz. Ne içinde ne büsbütün dışında konumlanan bu zihin yapısı hayattan çok sanalla ilişki halindedir. Sorunu bu kadar giriftleştiren de özünde sanal dünyanın gerçek ilişkilerden daha çok ciddiye alınmasıdır. Etkileşim dünyasında, sahte bir benlikle oluşturulan bu profil/çeşitleme hayatın sert duvarında elbette uyanacaktır.

Son sözü söylerken elbette bu gerçeklikle tanışmanın bize doğal bir çarpışmayı bekleme halinden çok daha fazla sorumluluk yüklediğini bilmeliyiz. Her bir gerçeklik de onu aşan bir örgütlülükle aşılabilir. Hiçbir toplumsal sorun ona duyulan anlık hassasiyetler, duygulanmalarla çözülemez. Aksine her bir ileri adım ancak ciddi bir disiplin, sebat ve planlamanın ürünü olabilir. Bize düşen örgütlü devrimci/komünist kimliğimizi en başa koymak ve bunda ısrarcı olmaktır.

Trend