Ortadoğu kazanı uzun bir süredir kaynıyor. Emperyalist ülkeler ve onun bölgesel işbirlikçileri bu kazanın altını her geçen gün daha da harlıyor. Bu güçler bölgedeki politik-tarihsel gerginliklere yaslanarak bugün sınırları dizayn ediyor. Bunun son ayağı ise Suriye’de cihatçı örgüt HTŞ’nin ABD emperyalizmi, AB ülkeleri, Körfez Arap ülkeleri ve Türkiye’nin fiili desteğiyle iktidara getirilmesidir. Bu cihatçı çetelerin özellikle Suriye, Irak başta olmak üzere sabıkaları işkence, tahrip, suikast ve sivillerin katliamıyla doluydu. HTŞ’nin lideri Muhammed Colani ise bu katliamları organize eden ve yapan cihatçıların başta gelenidir. İktidara getirilmesinden sonra onu iktidara taşıyanlar onlarca dereden su getirerek, yalan ve medya manipülasyonlarıyla bu cihatçı kimliği saklamaya çalıştı. Sarığının yerine kravat taktırılarak, kırmızı halılarda karşılanarak meşrulaştırılmaya çalışılsa da gerçekler gün gibi ortada duruyor. İktidara getirildiğinden beri Alevileri, Dürzileri ve Kürtleri tehdit eden HTŞ günlerdir sivil Alevilere dönük bir katliamı organize ediyor. Kürt ve Dürzi bölgelerinin örgütlülüğü onları cihatçı saldırılarından ‘şimdilik’ azade bıraksa da cihatçıların hedefinde oldukları bilinen bir gerçekliktir. Alevilere dönük bu katliamların tertip edilmesinin önemli değişkenlerinden birisi de elbette Alevilerin örgütsüz olmasıdır. Cihatçı çeteler aylardır Alevi şehirlerinde halkı taciz ediyor. Sokakta sivil insanlar infaz ediliyor, köyler basılıyor, halk tümden aşağılanıyor. Evler talan ediliyor, halkın malları kendilerine ‘helal’ görülerek yağmalanıyor. Katliamın taşları bu adımlarla döşendi. Üstelik cihatçılar bu yaptıklarını saklama gereği dahi görmeden videoya alarak yaptılar. Başta Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan medyası olmak üzere Alevilere dönük bu katliamı meşrulaştırmak için onlarca yalanı yaydılar, yayıyorlar. İran, Hizbullah, SDG’nin planlamaları doğrultusunda Alevilerin isyan başlattığını yaydılar. Hızını Mezhepçi yazarlar Alevilere dönük katliamı açıkça savunacak kadar alçaldılar. Oysa belirttiğimiz gibi süreç HTŞ eliyle organize edildi ve ediliyor. Alevilerin sesi olan sol toplumsal muhalefet ise tersinden mezhepçilikle suçlandı. Oysa Filistin’in yanında duranlar bu muhalefetken bugün Alevilere dönük katliamı alkışlayanlar Filistin’de katliam yaşanırken İsrail’le ticaret yapanlardı.

Filistin’de yapılan soykırım gibi bugün Suriye’de de Aleviler dünyanın gözü önünde katlediliyor. Alevi halkının, Colani çetelerinin bitmek bilmeyen öldürme ve aşağılamalarına karşı cevap olarak cezalandırmada bulunmaları üzerine emperyalizmin beslediği cihatçı HTŞ unsurları ev ev dolaşıp insanlara mezheplerini sorup aldıkları yanıta göre yani Alevi ise çoluk çocuk demeden katlediyorlar. Esad sonrası yaratılan bu cihatçı-selefi kukla iktidar iç savaştan bu yana ‘Aleviler tabuta Hristiyanlar Beyrut’a’ sloganını kendilerine rehber edinmişlerdi. İktidarı aldıkları ilk andan itibaren en tedirgin halk Aleviler olmuştu ve herkes durumun bu noktaya geleceğini çok önceden biliyordu.

ABD, İsrail ve Türkiye’nin askerî, finansal, lojistik açıdan desteklediği dinci çeteler dünyanın birçok yerinden bölgeye akın ederek ‘mürted’ ilan ettikleri herkesi katlettiler. Nefes alabilmek için isyan eden Alevi halkı daha önce Hama ve Humus’ta katledildiler ancak sahil şeridinde gerçekleşen bu isyan ile her ne kadar parça parça bir organizasyon ürünü olarak görülse de HTŞ çetelerini önemli ölçüde durdurduğunu da görmüş olduk. Bu isyan önderlikten yoksun olan Alevi halkı için umut olmak zorunda. Hatay’dan Lübnan’a uzanan Alevi toprakları ve o topraklarda bulunan Alevi dağları tarih boyunca boynuna kılıç dayanmış bu halka umut olmak zorunda.

Ortadoğu bir kez daha ezilenlere kendi öz gücünün ne kadar hayati olduğunu gösterdi. Şimdiden cihatçı çeteler Alevi dağlarına girmenin ve orada çatışmanın zor olduğunu söylüyorlar, tarih bizlere ezilen halklar ile dağlar arasındaki kadim yoldaşlığı da bir kere daha gösterdi. Ancak bu organize Colani çetelerine karşı büyük çaplı bir direniş meclisi kurulmak zorunda çünkü Suriye’de Alevilerin tek gücü kendisidir. Ne uluslararası alanda ne de ulusal çapta destekçisi ve dostu yok. Ne Lübnan Hizbullah’ı ne İran ne de Rusya bu sorunu fiili çözebilecek güce sahip değil. Masa başında kınamalar ya da olağanüstü BM toplantıları bu katliamları belki geçici soğutacaktır ancak daha sonra katliam mekanizması tekrar devreye girecektir çünkü selefi ideolojinin kendisi bu kanın akmasını her daim sağlayacaktır. Bu mekanizmayı dağıtacak daha doğrusu dağıtması gereken tek güç SDG’dir.  Suriye’de gerçekten barış ve kardeşliğin sözcüsü olmanın tarihsel bir görevi ile karşı karşıyadır SDG. Gerek askeri gerek siyasi gerek ideolojik olarak bunun altyapısı mevcuttur. Ancak görünen o ki birçok denklem içerisinde bulunan SDG bu konuda pratik adım atmayacak bunun yerine bekle gör siyaseti izleyecek. Halbuki tarihe onur nişanesi olarak düşen Şengal’deki direnişe olan desteğin yanına Lazkiye-Tartus direnişi de eklenebilirdi. Kaldı ki böyle bir destek uzun yıllardır Arap milliyetçiliğinin yarattığı hastalıkları da tedavi ederek Arap Alevi halkı ile Kürt halkı arasında bir köprü olabilirdi.

Ne olursa olsun, bir yerden destek gelsin ya da gelmesin bu tarih öncesi havlayan köpekleri sadece Alevi halkının direnişi engeller. Tıpkı Ermeni halkının Musa Dağ direnişi gibi tıpkı Kürt Alevilerinin Koçgiri’si gibi tıpkı Türkmen Alevilerinin tüm Anadolu’yu kasıp kavurduğu Celali İsyanları gibi. Ezilenlerin dili ortaktır o da zulme karşı direniştir. Ötesi sadece yok oluş.

Trend