“Ben her akşam yatmadan önce manda yoğurdu -çünkü manda yoğurdu kalitedir- içine üç ya da beş tane Medine hurması, bir kaşık kestane balı atar, bunları karıştırır yer yatarım.” diye anlatmıştı bize Erdoğan. Gün aşırı bol salçalı ve baharatlı makarnaya talim olduğu için bu tarif öğrencilerin iştahını epeyce kabartmış olsa da Erdoğan’ın müjdeleyerek verdiği 3000 TL’lik KYK bursu haberiyle öğrenciler, yatmadan önce bir şeyler yeme planını şimdilik rafa kaldıracak gibi duruyor. 

Türkiye’de derinleşen ekonomik kriz, iktidarın savaş politikaları ve sermayeye yönelik kaynak aktarımıyla daha da ağırlaşırken buradan çıkan fatura ise eğitim bütçesine haliyle yansımaktadır. Son on yılda büyük sermaye gruplarının 7.5 milyar TL vergi borcunun silinmesinin, Suriye’deki emperyalist paylaşım savaşından bir pay alma umuduyla bölgedeki cihatçı çetelere milyon dolarları akıtmanın, Erdoğan’ın bin odalı sarayının giderlerinin elbette bir faturası olacak ve bu fatura da asgari ücretin 22.104 TL, KYK bursunun 3000 TL olarak belirlenmesiyle anlaşılacağı üzere emekçilere ve öğrencilere kesilecekti. 

Faturanın biz öğrencilere kesilmesi bizi şaşırtmadı elbette. AKP-MHP iktidarında yaşanan afet, pandemi gibi süreçleri ele alırsak faturanın o zamanlarda da kolayca öğrencilere kesildiğini hatırlayacağız. Pandemide uzaktan eğitime geçme kararı alınmış ancak uzaktan eğitim koşullarını sağlayacak teknolojik cihazlardan yoksun olan öğrencilere hiçbir destek sağlanmamıştı. Binlerce öğrencinin laptop almak için çalışmak zorunda olup okul dondurduğunu elbette unutmadık. Yine hatırlarsanız Şubat depreminde binlerce insan evinden olmuşken onları boş evlerde, otellerde misafir etmek yerine sermayenin tadı kaçmasın diye öğrenci yurtlarına yerleştirmeyi ve öğrencileri de yurtlarından apar topar çıkarmayı tercih etmişlerdi. Zenginler üzülecek diye ödü kopan iktidar yarattığı ekonomik krizin ağır bedellerini öğrencilere ödetmekten çekinmedi ve hala da beslenme, barınma krizleri ile öğrencileri yoksulluğa, geleceksizliğe mahkum etmeye devam ediyor. 

Barınma krizi her yıl giderek daha da artıyor. İstanbul’da yaklaşık 800 bin üniversite öğrencisi bulunurken devlet yurtlarının kapasitesi bu öğrencilerin yalnızca %30’unu karşılamaktadır. KYK yurdu çıkmadığı için öğrenciler zorunda olarak özel yurtları ya da kiralık evleri tercih ediyorlar. Özel yurt ücretleri aylık 12 bin TL ile 30 bin TL arasında değişebiliyor. Kiralar ise kişi başı ortalama 5 bin TL ile 15 bin TL arasında değişiklik gösteriyor. 

Bazen kafamıza şu soru takılıyor, “Neden daha fazla devlet yurdu açılmıyor?” Aslında bu soru irdelememiz gereken bir soru. Çünkü öğrencileri neden müşteri olarak gördüklerinin, neden güvencesiz yurtlara, dağ başındaki yurtlara muhtaç ettiklerinin cevabı da bu soruda saklı. Devlet yurdu yapmıyorlar çünkü şehir merkezlerindeki pek çok kamu arazisini usulsüz yollarla sattılar. Kamuya ait olan arazileri yani devlet yurdu, devlet hastanesi, devlet okulu vb. amaçlar için var olan halka ait olması gereken arazileri üç beş patrona peşkeş çekerek sattıkları için şehir merkezlerinde yurt yapacak arazi kalmadı. Bu yüzden şehir merkezlerine uzak güvencesiz yurtlar inşa ediliyor. İnşa edildikleri bölgelerden kaynaklı yaşanan trafik kazalarına, yurtların bozuk asansörlerine, çöken tavanlarına ve bütün bunların birçok öğrencinin canına mal olmasına bakarsak buralara yurt demeye bin şahit gerekebilir! Ancak bin şahide başvurmak yerine yurtlardan, kampüslerden sokaklardan yükselen bir sloganı hatırlamak yeterli olacaktır: Katil KYK hesap verecek!

Öte yanda her yıl öğrencilerin beslenme sorunu ile karşı karşıya kaldığını görüyoruz. Her eğitim-öğretim yılının ilk döneminde üniversitelerin yemekhanelerinden çatal, kaşık sesleri yükseliyor. Bu sorunun temelinde elbette ülkedeki ekonomik atmosfer olsa da üniversite yönetimlerinin de büyük payı var. Yemekhanelerin özelleştirilerek yemek şirketlerine devredilmesi bu şirketlerin yüksek oranlarda zamlar yapmasının önünü açıyor. 2024-2025 eğitim-öğretim yılının başında pek çok üniversitede %300’e varan kimi üniversitelerde bu oranı aşan zamlarla karşılaştık. 

Beslenme, barınma, ulaşım zamları, kira, fatura ve saymaya kalksak bitmeyecek bir sürü masraf, öğrencilerin sırtında yük olmayı geçmiş kambur olmuştur. Aylık 3000 TL’lik KYK ile bu kadar masrafın altından kalkılabileceğini düşünmek akıl tutulması olsa gerek. Öğrencilerin bir bedel ödediği çok açık ve nettir. Milyonlarca öğrenci okurken aynı zamanda ucuz iş gücü olarak kötü şartlarda çalışmak zorunda kalıyor. Birkaç saatlik uykularla derslere giriyor, bazen aç yatıyor. Kuryelik yaparken kazalarda ölüyor, garsonluk yaparken mobbinge, tacize maruz kalıyor, bütün bu çürümüşlüğe dayanamayıp yurtlarda intihar ediyor. Bu iktidarın öğrencilere sunduğu geleceksizlik, yoksulluk, sefalet ve ölümdür. Evet bütün bu yaşananlar bir bedeldir ve bu bedel sarayın sofrasından manda yoğurdu, kestane balı eksilmesin diye ödetiliyor! 

Kampüslerimiz, zulme karşı direnmenin hak olduğunun tarihinin yazıldığı yerlerdir. Onursuz yaşama karşı, insanca bir yaşam mücadelesinin yükseltildiği alanlardır. Bugün hala insanlığa dair bir şeylerin var olduğunu görebiliyorsak bunu bugüne kadar durmadan süren mücadeleye borçluyuz. Bugün bizim de yapmamız gereken şey bu onursuz yaşamı reddetmektir. 3000 TL’yi 5 saniyede harcayan bir sarayın olduğu düzenin çarkını kırmaktır! Kampüslerden taşan mücadele anlayışını rehber edinip örgütlü mücadeleyi her alanda büyütmektir!

Trend