Arşimet yerküreyi yerinden kaldırabilmek için nasıl sağlam ve sabit bir dayanak noktasına ihtiyaç duyuyorsa sosyalizmin zaferi için de kadroların teorik-pratik bütünlüğü bir o kadar gerekli ve zorunludur.

Kapitalist siyasal ve toplumsal düzeni değiştirip sosyalist bir toplumu hedefliyorsak kuşkusuz bu devrimci bir tarzda düzeni değiştirme çabasıyla gerçekleşebilir. Tarih kapitalist sistemdeki sınıf mücadelelerinin sayısız örneğiyle doludur. Özellikte tekelci kapitalizm döneminde sınıf mücadelesi çok daha çetin koşullarda gerçekleşmektedir. Kapitalist sistemi devrimci bir tarzda değiştirmek istiyorsan yani amacımız devrimi gerçekleştirmek ise zorunlu olarak bir özne tartışması yapmalıyız. Bu özne devrimciler örgütü olarak komünist parti ve onun kadrolarıdır.

Kapitalizmi, proletaryanın öncü komünist partisi dışında hiçbir güç yıkamaz. Sovyet sosyalizminin çöküşünden sonra bir takım post-marksist akım, örgüt tartışmalarında merkezi ve profesyonel bir devrimciler örgütünün gerekliliğini yadsımıştı. Hatta bu anlayışlar için devrim ihtiyaç değildi, düzen içerisinde belirli reformlarla sistem yeniden düzenlenebilirdi. Hayat gösterdi ki kapitalist düzen ancak kendisi kadar merkezi başka bir yönetsel aygıt yani merkezi bir örgüt olmadan yıkılamaz. Bugün devrimin öznesi olarak işçi sınıfını baz alıyorsak aracın kendisi de ancak onun öncü komünist partisi olmak zorundadır. 

Günümüz dünyası ve Türkiye’sinde kapitalizm girdiği krizlerden çıkamayan bir hale gelmiştir. Özellikle 2008 Krizi sonrası kapitalizmin ontolojik bir kriz içinde olduğu ve bunu aşamadığını görmekteyiz. Kapitalizmin krizi bu aşamada yalnızca bir iktisadi kriz olarak cereyan etmez. Bu kriz aynı zamanda siyasi, ideolojik ve askeri bir krizdir. Yani kapitalist üretim tarzının ve üst yapısal ilişkilerin çatırdaması demektir.

“Kapitalist üretimde kar oranı itici güçtür ve yalnızca karlı şekilde üretilebildikleri sürece karlı bir şekilde üretilebilen şeyler üretilir.”

Marx’a göre kar oranlarının eğiliminin düşüşü modern politik ekonominin en önemli yasasıdır.  Kapitalist sistemin temel amacı artı-değer yani kar üretimidir. Kar marjındaki düşüş kapitalist sistemin krize girmesine neden olur. Bu krizin aşılması ancak artı-değer üretiminin artmasıyla mümkündür. Dolayısıyla kriz dönemlerinde kapitalist sistem öncelikle artı-değer üreten işçi sınıfına ve onun haklarına saldırır. Son dönemde dünyada sağ partilerin iktidar olmasının bir nedeni de budur.

Kriz dönemleri sınıfsal dalgalanmalar oluşturur ve bu dalgalanmaların ayaklanmalara dönüşmesi olası bir durumdur. İktidarlar kapitalist sistemdeki bu krizin ayaklanmalara dönüşmemesi için her türlü baskı aygıtını kitlelerin örgütlenmesini engellemek için kullanır. Bu durum sosyalistler için devrimci mücadele içerisinde daha ağır çalışma koşullarını doğurmaktadır.

Yukarıda kabaca kapitalizmin bir panoramasını çıkarmaya çalıştık. Bunun esas nedeni sistemi yıkacak olan işçi sınıfının öncü kadrolarının sistemin çalışma yasalarını asgari olarak bilmek zorunda olması ve ona uygun devrimcilik üretmesi zorunluluğundan gelmektedir.

Belirttiğimiz gibi kapitalist devleti yıkacak olan araç proletaryanın devrimci partisidir. Yazının amacı kriz döneminde devrimci kadronun pozisyonunu ve çalışma tarzını belirlemek, genel anlamda bir çerçeve çizmektir.

Günümüz Türkiye’sinde ekonomik kriz yalnızca iktisadi alanda değil aynı zamanda siyasal ve askeri alanlarda da kendisini var etmektedir. Bu durum egemenliğini sürdürmek için oligarşik diktatörlüğün zor aygıtlarını daha yoğun kullanmasına yol açmaktadır. Böylesi bir baskı döneminde kadronun niteliği en önemli hususlardan biri haline gelmektedir. Öncelikle kadro yaşadığı dönemi kavramalı ve ürettiği devrimciliğin neye tekabül ettiğini bilmelidir. Sosyalist harekette uzunca bir süredir devrimcilik yapan örgütler kadrolarını siyasal ve ideolojik olarak besleyememiş, bu da kadronun mücadelede çoğu zaman özne değil nesneleşmesine neden olmuştur. Kadrolar süreci ne kadar iyi analiz ederse ve ideolojik olarak ne kadar donanımlı olursa pratik içerisinde ürettiği devrimciliğin karşılığını o kadar alacaktır. Kapitalist devletle olan savaşımızı birer mevziler mücadelesine benzetecek olursak ideolojik ve siyasal birikim bizim devlet karşısında fethedilemeyecek birer mevzimiz durumuna gelir.

Kitle Çalışmasının Önemi

Proleter devrimin başarısı Marksist-Leninist öğretiyi temel almış kadroların kitlelerle proletaryanın öncü örgütü arasında doğru bir ilişki kurmasıyla mümkündür. Bu diyalektiğin kavranması devrimi bir mucize yerine gerçekleştirilecek bir zorunluluğa dönüştürür. Kitleler içerisinde çalışma yürütmek bir devrimcinin en önemli ve temel görevidir. Çünkü devrim bir avuç kahramanın, birkaç cesur unsurun bireysel savaşı değil devrimin gerekliliğine inanmış kitlelerin savaşının bir sonucudur. Kitleden kopuk her devrimci atılım, özneleri ne kadar kahraman olursa olsun başarısızlığa uğramaya mahkumdur.

Stalin yoldaşın şu pasajı vaziyeti açıklamaktadır: “Bolşevikler geniş halk yığınları ile bağlarını korudukları sürece yenilmez olacaklardır. Ve tersine, Bolşevikler, yığınlardan uzaklaştıkları, yığınlarla olan bağlarını yitirdikleri an, bürokratik pasla örtüldükleri an, bütün güçlerini kaybedecektir. Eski Yunan mitolojisindeki Anteus, efsaneye göre denizler tanrısı Poseidon’un ve yeryüzü tanrıçası Gea’nın oğluydu. Anteus kendisini doğuran, emziren yetiştiren anasına çok bağlıydı (…) Onun (Anteus) gücü nerede yatıyordu? Onun gücü dövüş sırasında ne zaman hasım tarafından sıkıştırılsa toprağa, onu doğurup besleyen anaya dokunmasında ve bunun ona yeni güç katmasında yatıyordu. Ne var ki onun zayıf bir yönü vardı. Düsmanları onun zayıf yönünün farkındaydılar. Bir gün bu zaafından yararlanan bir düşman çıktı ve Anteus’u yendi. Bu Herkül’dü. Onun (Anteus) yerden ayağını kesti, kaldırdı, havada tuttu, toprağa dokunmasına imkan vermedi. Ve sonunda onu boğdu. Sanıyorum ki, Bolşevikler, Yunan mitolojisinin kahramanı Anteus’u andırıyorlar. Anteus gibi onlar da kendisini doğuran, emziren ve yetiştiren analarıyla, yığınlarla bağlarını korudukları için güçlüdürler. Ve analarıyla, halkla bağlarını korudukları sürece yenilmez olarak kalmak için her imkana sahiptirler. Bolşevik önderliğin yenilmezliğinin can damarı budur.”

Bugünkü siyasal süreç koşullarının ağır olduğu, sosyalist örgütlenmenin dağıtılmaya çalışıldığı ve kadroların etkisiz kılınmaya çalışıldığı bir dönemdir. Kadrolar bu kuşatmayı ancak kitleler içerisindeki mücadelede ısrarcı olarak parçalayabilir. Baskı koşullarında siyasal çalışma bazı sosyalist yapılar tarafından içe kapanma ve kitle mücadelesinden çekilme gibi davranışlar geliştirdi. Bu siyasal olarak hareketin imhasına yol açabilecek önemli bir hatadır. Baskı koşullarında partinin ve kadroların kapitalist devletin kuşatmasını parçalamak için kitle içerisinde çalışma yapmaktan ve kitle mücadelesini büyütmekten başka bir yolu yoktur. Parti ve kadrolar gücünü tıpkı Anteus gibi toprağından yani kitlelerden alır. Her içe kapanma daha ağır bir baskı sürecin zeminini oluşturan bir husus olacaktır. Mao’nun “suda balık” benzetmesi meselenin ne kadar hayati olduğunu kavramak için önemlidir.

Kitleler içerisinde mücadele yürüten kadro, sınıf mücadelesinin gerekliliklerini bir an unutmamalı, tüm zamanını devrimin koşullarını hazırlamak için çaba içerisinde geçirmelidir. Lenin’in “devrimcilerin örgütü, her şeyden önce ve esas olarak devrimci faaliyeti meslek edinmiş devrimcileri kucaklamalıdır.” sözü devrimciler örgütündeki kadronun pozisyonuna ilişkin önemli bir belirlemedir. Sınıf mücadelesinin ihtiyaçlarını yarı zamanlı veya boş zamanlarında devrimcilik yapan kişilerin karşılaması mümkün değildir.

Devrimci faaliyeti meslek edinmiş kadrolar aynı zamanda kendi kurtuluşunu sınıfın kurtuluşu ile birleştirdiği için de önemli bir yerde durmaktadır. Düzen içerisinde konumlanma hayali olan kadroların devrimi örgütlemesi mümkün değildir.

Kadroların Niteliği Sorunu

Devrimciler örgütündeki kadroların “profesyonel” olması yalnızca tüm zamanını sınıfın çıkarlarına hizmet etmek için kullanması demek değildir. Kadroların aynı zamanda nitelik bakımından da donanımını en üst seviyelerde tutması gerekmektedir. Bu, kadronun sürekli olarak kendini ve örgütünü geliştirmesi kitlelerin devrim için örgütlenmesini koşullamaktadır. Kadro teorik, pratik ve ideolojik olarak sürekli kendini geliştirmeli ve her çalışmayı bu bütünlükle ele almalıdır. 

Günümüz Türkiye’sinde kadro anlayışı oldukça tahrip edilmiştir. Kitle çalışmasını yalnızca yasallık üzerinden kurgulayan sosyalist örgütlenmeler kadronun liberalizasyonuna neden olmuştur. Oysa devrim bir yıkma eylemidir. Yıkmak siyasal zorun en iyi biçimde örgütlenmesiyle gerçekleşebilir. Dolayısıyla liberal örgüt anlayışının kadrolar üzerinde yarattığı tahribatlar kadroların yıkma anında tereddüte düşmesine ve bu eylemi gerçekleştirememesine yol açacaktır.

Devrimci Disiplin 

Liberal örgüt anlayışı en çok kadronun disiplinli olması gerektiği ilkesine saldırmaktadır. Devrimcilik kavramı ile mücadele kavramını birbirinden ayırmak mümkün değildir. Dolayısıyla devrim gibi bir iddiası olan partinin kadrolarının mücadeleci olması gerekmektedir. Devrimci disiplin, örgütlü ve taktik olarak üstün olan egemen sınıfların alaşağı edilebilmesi için zorunludur. Devrimci disiplin anlayışı egemenlerin disiplin anlayışının çok ötesindedir. Egemenlerin disiplin anlayışı şekilci ve dışarıdan dayatmacı bir tarza sahiptir. Devrimci disiplin ise her şeyden önce kurallara uymak için gönüllülük esasına bağlıdır. Kimse bir başkasına zorla devrimcilik yaptıramayacağına göre devrimci disiplin kadroların en temel araçlarından biri olmalıdır. Egemenlerin disiplin anlayışı bütünlükten uzak ve kısmi özellikler taşıyan bir durumken devrimci disiplin bir bütünlük arz etmektedir. Hayatın ve faaliyetin bütünü bu ilkeye göre şekillenir. Örgütsel çalışmada disiplinli ancak bireysel yaşantısında savruk bir devrimci kadronun, hedeflerine uygun konumlanabilmesi mümkün değildir. Yine bu liberal anlayış, örgüt ve kadro sorununu ele alırken bir yandan da sınırları olmayan “özgürlük” tartışmasını çokça yapar. Bu anlayışa göre kararların alınmasında ve uygulanmasında aşırı demokrasicilik yapmaya çabalarlar. Diyalektik düşünme yönteminden uzak bu akıl, demokratik merkeziyetçilik ilkesinin demokratiklik ilkesini anlattıklarını savunarak liberalizasyon sürecini meşrulaştırmaya çalışır. Ancak proletaryanın öncü komünist partisinin çalışma ilkesi olan demokratik merkeziyetçilik ilkesi ayrı ayrı demokrasi ve merkeziyetçilik tartışmalarının konusu yapılamaz. Demokratik merkeziyetçilik bütünlüklü bir ilkedir. Bu ilkeyi kabaca tarifleyecek olursak karar alınırken demokrasi, bu kararları uygularken merkeziyetçilik ilkesine bağlı kalınmasıdır. Öncü komünistlerin devrimci disiplin açısından “demir leblebi” olması bizi kadronun duygusu olmayan kişilerden oluştuğu gibi yanlış bir kanaate götürmemeli. Duygular bizi mücadeleye bağlayan en önemli motivasyon kaynağımızdır. Nasıl ki insan, motivasyonu olmadan yaşayamaz ise kadrolar da devrimci duyguları olmadan burjuvaziye karşı savaşlarını sürdüremez. Ancak bu duygusallık, karar alma süreçlerinde kadronun duygusal kararlar alması demek değildir. Kadro karar alma süreçlerinde duygusallığın etkisini sıfıra indirerek ve bilimsel yönteme sadık kalarak kararları almalıdır. Aksi halde yanlış karar alması kaçınılmaz olacaktır. 

İnisiyatif Sorunu

Sınıflar mücadelesinin tarihsel süreçte dalgalı bir seyir hali izlediğini önceki bölümlerde anlattık. Kriz dönemlerinde devrimci potansiyel, açıklık bakımından “krizsiz” bir kapitalizme nazaran daha belirgindir. Bu kadrolar, krizlerin yarattığı dalgalanmalar içerisinde gerek kolektif gerek bireysel inisiyatif alarak bu sınıftaki “huzursuzlukları” devrimci bir duruma dönüştürmeye çabalamalıdır. Devrimci hareket içerisindeki bireysel sorumluluk eksikliği hareketin gelişimine önemli darbeler indirmektedir. Kadro, yapması gereken şeyi yapması gerektiği zaman diliminde gerçekleştirmek zorunluluğuna sahiptir. Bu inisiyatifin devrimci kadrolar için vazgeçilmez bir ilke olduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Bireysel sorumluluk önümüze çıkan fırsatlardan ve elimizdeki olanaklardan devrimci hareket adına en iyi şekilde yararlanabilme, üzerimize düşen görevleri en iyi şekilde gerçekleştirebilme yeteneğidir. Bireysel sorumluluk, zamanı devrim yararına en iyi şekilde kullanmak demektir.

Süreklilik

Devrimci faaliyet içerisinde kadroların sürekliliği sorununu iki başlık altında inceleyebilmek mümkün:

 1) Teoride Süreklilik 

2) Pratikte Süreklilik 

Teoride Süreklilik: Sosyalizm mücadelesi kadrolara, Marksist-Leninist teorik ve ideolojik hattının kesin olarak bilinmesini ve güncelin bu ilkeler üzerinden okunmasını zorunlu kılmaktadır. Devrimci kadro sistem tarafından her türlü ideolojik ve teorik kuşatmayı yarmak için Marksist-Leninist eserleri okumalı ve bu eserlerin teorik arka planını anlayarak bugünün devrimci koşullarına göre uyarlamalıdır. Bu, burjuvaziye karşı savaşımını sürdüren kadroların bitmeyen barutunu temsil etmektedir. 

Pratikte Süreklilik: Devrimci mücadele çok yönlü ve uzun erimli bir mücadeledir. Dolayısıyla kadro devrim mücadelesinde pratik bir bütünlük ve süreklilik içerisinde faaliyetlerini sürdürmek zorundadır. Günümüzün örgütsel formasyonları oligarşik devletin sosyalistler üzerindeki amansız baskısının devrimci mücadeleyi sekteye uğratma girişimleri karşısında bütünlüklü bir faaliyet gösterememektedir. Bunun öznel ve nesnel pek çok sebebini sıralayabilmek mümkündür. Ancak bir şeyden eminiz ki devrimci kadro pratik bir bütünlük ve süreklilik içerisinde devrim mücadelesini sürdüremezse süreç belirli noktalardan bozulmaya uğrayacaktır. Dolayısıyla teorik ve pratik süreklilik devrimci kadrolar açısından hayati bir önem taşımaktadır. Birinin eksikliği diğerinin zorunlu olarak eksikliğini doğurmaktadır. Teorik ve pratik olarak kadrolarının bütünlük sağladığı devrimciler örgütü, devrim mücadelesine önemli bir eşik atlatabilir. Arşimet yerküreyi yerinden kaldırabilmek için nasıl sağlan ve sabit bir dayanak noktasına ihtiyaç duyuyorsa sosyalizmin zaferi için de kadroların teorik-pratik bütünlüğü bir o kadar gerekli ve zorunludur.

Trend