Marksist tarih görüşünün tarih ve tekerrür meselesine bakışı malumdur. Ancak bir kere daha hatırlatmakta fayda var “Hegel bir yerde şöyle bir gözlemde bulunur; bütün tarihsel olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. Hegel eklemeyi unutmuş: Birinci kez trajedi olarak, ikinci kez komedi olarak.” ¹ Günümüzde de “komedi”yi anlatan süreçler yaşamaktayız. Elbette bu yazıdaki dert, Rusya’daki “Stolipin gericiliği” ve koşulları ile günümüzdeki baskı dönemini aynılaştırma değil, dönem içerisindeki benzerlikleri aktarırken esas olarak baskı dönemindeki tartışmalara, pratiğe ve en önemlisi devrimci yönteme odaklanmaktır. Özellikle AKP iktidarının son yıllarda sistematik bir şekilde arttırdığı sosyal ve siyasal baskıyı göğüsleme, buna karşı birlikte-direngen bir mücadele hattı oluşturulmasında eksiklikler yaşandı ve hâlâ yaşanmaya devam ediyor. Baskı dönemini değerlendirirken ve konum alırken ‘kuramsal olarak’ ya soldan ya sağdan bir tutum belirleme hali var.
Toplumların mücadele tarihini irdelerken buradan ders çıkarmadan sadece bir hikaye anlatısına girmek, sistemin klasik aktarımcı anlayışının ötesine gitmeyecektir. Bu sebeple tarihimizdeki yenilgi ve zafer yıllarımızdan öğreneceğimiz yanlışları ve doğruları bilimsel yöntemimizde süzüp, günün koşullarına en devrimci perspektif ile uygulamak zorundayız.
“Stolipin Gericiliği Dönemi”
1905 Ayaklanmasının yenilgisinden sonra devrimci harekete karşı yönelik baskı en sistematik halini 3 Haziran 1907 yılında Başbakan Stolipin’in II.Devlet dumasını (yasama meclisi) dağıtmasıyla aldı. “Gericilik” döneminin başlangıç tarihi bu andan itibaren başlar. II. Devlet duması liberallere ve sosyal demokratlara imkanlar veren bir yapıydı, elbette ki bunun nedeni 1905 ayaklanmasının yarattığı bir kazanım olmasıydı. Çarlık hükümeti tarafından yapılan bu darbe ve ardından III. Devlet dumasını kurmak için yapılacak seçim için yeni bir yasa ilanında bulunması 17 Ekim 1905 manifestosunu da artık geçersiz kılıyordu. Yeni yasaların ancak meclisin onayıyla çıkacağını söyleyen bu manifestosunun artık bir anlamı yoktu. İlk elden II. dumada yer alan işçi sınıfının temsilcileri hapishanelere atıldı. Bir çok sınıf önderi ise sürgünlere yollandı. Yeni kurulan III. dumada ise işçi ve köylü temsliclerin sayısı daha da azaldı. Yeni meclis Kara Yüzler (sağcılar), Kadetler (meşrutiyetçi demokratlar) ve Oktobristler’in (Kadet partisinden ayrılan büyük toprak sahipleri) elindeydi. Sayısı çok az Trudovikler (küçük burjuva demokratlar) ve sosyal demokratlar (Marksistler) da yeni mecliste yer alıyorlardı.
Bu darbe kısa vade içerisinde toplumda da kendini göstermişti. Çıkartılan yasalarla zengin köylülük yok pahasına köylülerin elinden toprakları alıyor, kapitalistler ise yeni ihracat fonları ve yeni birlikler ile çok ciddi kâr elde ediyordu. Yaratılan bu ortamda sınıf mücadelesi gerginleşiyor, özellikle zengin köylü sınıfıyla yoksul köylüler arasında yer yer çatışmalar oluyordu. Devrimci duruma gebe böyle bir anda Bolşevikler bir yanda devletin baskısıyla uğraşırken bir yanda da “Gericilik” döneminin kendi içerisinde yarattığı ideolojik-Örgütsel-felsefi yozlaşmayla uğraşıyordu.
Hapishaneler devrimciler ile dolup taşıyordu. Marksistler “legal” yayınlar çıkartabiliyorlardı ama bu yalıtılmış ortamda sınırları daraltılmıştı. Örgütlenme özgürlüğüne vurulan darbeler Marksist hareketin kitleler içindeki etkisini zayıflatmıştı. 1907-1910 yılları içindeki “Stolipin Diktatörlüğü” boyunca 5000 idam cezası verilmiş ve bunların 3500’ü uygulanmıştı. Ülkenin birçok yerine darağaçları kuruldu, idam ilmiğinin bir diğer adı “Stolipin Kravatı” olmuştu.
RSDİP’nin (Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi) içinde bulunduğu durumu şu sözler çarpıcı bir şekilde açıklıyor: “Giderek artan polis baskısı karşısında sosyal demokrat önderler, Rusya dışında faaliyet göstermek zorunda kaldılar. 1907’den sonra hem gerici dalganın etkisiyle hem de RSDİP’nin bölünmüşlüğüne tepki olarak işçiler partiden uzaklaştı. 1905’te 2 milyon 863 bin olan grevdeki işçi sayısı 1908’de 176 bine, 1909’da ise 64 bine düşmüştü. 1905’te siyasal grevlerde kaybedilen iş günü 7,5 milyon iken bu sayısı 1908’de yalnızca 89 bindi. Bolşeviklerin Moskova ayaklanmasındaki önder konumu ile yalnızca Moskova bölgesinde Bolşevik örgüt 1905 Mayıs’ında 5320 üyeden oluşuyordu. Bu sayı 1908 ortasında 250’ye, altı ay sonra ise 150’ye düşmüştü. 1910’da ise örgüt, bir polis ajanı olan Kukuşkin’in önderliğinde bir avuç kişiden ibaret kalarak pratikte ortadan kalkmıştı. ²
Ayrılıklar ve Yozlaşmalar
Devrimci yapılar içerisinde en direngen ve kitle çizgisinde durmaya gayret eden yapı Bolşevikler olarak ortaya çıkıyordu. Bunun için devletin baskıları esasında Bolşevik örgüt üzerine doğru yönelmişti. Devrimcilerin hapishanelere atıldığı, sürgüne yollandığı, komitelerin dağıtıldığı ve birçok üyenin yılgınlığa kapılıp köşesine çekildiği bu zamanlarda, Marksizm’i fütursuzca eleştirmek de moda olmuştu. İş o noktaya gelmişti ki kimi “aydınlar” Marksizmin işinin bittiğini dahi söylüyordu. Örgüt içerisinde Marksizm’i “revize” etme işine Bogdanov ve arkadaşları soyunmuştu. Teorik ve felsefi alanda Marksizmin temellerinde yenilik yapmayı savunan bu ekip, bu temellerden diyalektik materyalizme gözlerini dikmiş ve makaleler yayınlamıştı. Diyalektik materyalizmi çürüttüğünü söyleyenler bunu Marksist olma maskesiyle örtmeye çabalıyorlardı. Baştan sona idealizm olan bu girişimleri Lenin ve arkadaşları dışında tüm sosyal demokratlar sessizlikle karşılamışlardı. Ancak Lenin esaslı cevabı Materyalizm ve Ampiryokritisizm adlı eseriyle verdi. Zamanın ihtiyacından doğan bu eser Bogdanov ve şürekasının materyalizmin yerine “inancı” yerleştirme girişimlerini ortaya çıkarmakla, onları revizyonizmin temsilcisi ilan etmekle kalmadı. Belki de bu eserin en önemli yanı devrimci örgütün devrimci felsefesini anlatması ve bu ikili arasındaki kopmaz bağların kritikliğine değinmesiydi. Bir kez daha devrimci örgütün vazgeçilmez yönteminin diyalektik ve tarihsel materyalizm olduğu ortaya konmuştu.
Bu dönemde örgütsel alanda da geçmişte var olan hizipler daha da derinleşerek meydana çıkmıştı. “Gericilik Yılları”nda konum almada Bolşeviklerin tutumuna karşı iki farklı muhalefet belirdi. Bunlardan biri Menşeviklerdi. 1906 yılında parti tabanından gelen baskılarla Bolşeviklerle yeniden tek parti haline gelen Menşevikler zor yıllarda tekrar tasfiyeci pozisyonlarına dönmüşlerdi. Sağ sapma olarak adlandırılan Menşevikler her geçen gün devrim inancından uzaklaşıyor ve burjuvazinin sözcü partilerinden Kadetler ile yakınlaşıyordu. Ayrıca talebi proletaryanın illegal örgütlenmesinin tamamen yok edilmesiydi. Bir diğer muhalefet ise Otzovistlerdi (“Geri Çağrıcılar”). Otzovistler bu ismi parlamentoda olan sosyal demokrat ve kitlelerin geri çağrılmasını istedikleri için alıyorlardı. Sol sapma pozisyonunda bulunan Otzovistler de bir diğer açıdan tasfiyeci noktadaydı. Onlara göre artık kitle mücadelesinin bir önemi kalmamış, işçi sendikaları ve legal örgütlerde faaliyet yürütmek anlamsızlaşmıştı. Felsefi-teorik alanda Marksizmi “revize” etmeye girişen Bogdanov ve şürekası bu örgütsel-siyasal çizginin de sahiplenicileri olmuştu. Bolşevik örgütü işçi sınıfından koparmaya girişen bu yaklaşım 1909 yılında mahkûm edildi ve Otzovistler partiden ihraç edildi.
Bolşevikler içeride yaşanan sıkıntıları yok etmeye çabalarken kendini “merkezci” olarak lanse eden Troçki tarafsızlık maskesiyle kendini korumaya çabalıyordu ancak bu işin gerçek yüzü Troçki önderliğinde yurt dışında kurulan anti-Bolşevik olmasıyla bilinen Ağustos Blok’u isimli oluşumla ortaya daha net bir şekilde çıktı. Bu blok içerisinde yer alanlar şaşırtıcıydı! Aslında örgütsel-siyasal taleplerde farklı yerlerde durduğunu iddia edenler söz konusu Bolşevikler olunca birleşmişlerdi. Bu birlik tasfiyeciler, Otzovistler, Troçkistler ve tanrı arayıcılarından oluşuyordu. Ağustos Blok’una karşı partinin korunmasından yana olan Plehanov ve bir grup Menşeviğin bu bloğa karşı bir blok oluşturma fikrine Lenin onay verdi. Parti üye ve taraftarlarının bu bloğa desteğiyle Ağustos bloğu etkisiz bir hale geldi. Daha sonra Bolşeviklerin legal ve illegal çalışmayı birlikte yürüterek ortaya koydukları pratik çok kısa sürede verimlerini aldı. Bolşevikler bir yandan işçilerin ekonomik mücadelesini örgütlemesinde yanında yer alırken öte yandan çarlığın neden yıkılmak zorunda olduğunu anlatıyordu. Koşulları doğru değerlendirerek farklı çalışmaları ortak bir bütün haline getirebilmek Bolşeviklere has bir ustalık olarak ortaya çıkıyordu. “Gericilik Yılları”nda bir yandan devletin infazları, idamları, zindanları, sürgünleri, bir yandan ise yenilgi yıllarını yarattığı umutsuzluk, karamsarlık, ideolojik ve örgütsel yozlaşma ile mücadele etmedeki başarısı Bolşeviklerin gerçekçi devrimci yöntemi uygulamaları ve bunun başarısı için müthiş bir devrimci iradeyi ortaya koymasıyla da ilgilidir. Lenin bu durumu şöyle açıklıyor: “Biz, devrimden uzun yıllar önce çalışma yürütmeyi biliyorduk. Bizim için boşuna ‘kaya gibi sağlam insanlar’ denilmedi. Sosyal demokratlar, ilk askeri hücumunun başarısızlığı karşısında cesaretini yitirmeyecek, soğukkanlılığını kaybetmeyecek, maceralara sürüklenmeye izin vermeyecek bir proleter parti inşa etmiştir.”
Bolşevikler bu süreçte neyin nasıl olması ya da olmaması gerektiğini çok çarpıcı bir şekilde kavramışlardır. Bu sebeple tam anlamıyla bir kurtuluş için Marksist partinin net, saf ve devrimci bir bütünlük halinde inşa edilmesi zorunlu bir hale gelmiştir. 1912 Ocak ayında Prag’da toplanan konferansla Menşevikler partiden kovuldu ve edebiyen bu ilişkiye son verildi. Prag konferansıyla Leninist partinin temelleri atıldı.
Sonuç
1907-1912 yılları arasındaki çetin mücadelede Bolşeviklerin bize öğrettikleri bir çok şey var. Bunlardan en önemlisi devrimci yönteme sadakat. Bu yöntemin örgütteki kilit noktası ise hayatı kişilerin soyut çıkarsamaları ile değil, maddi yaşamın koşulları ışığında değerlendirilmelidir. Bu bakış sadece pratikte değil teorik çerçevede de mücadele etmeyi zorunlu kılmıştır. Teoride Diyalektik ve Tarihsel Materyalizmi sahiplenerek kavga eden Lenin ve yoldaşları, pratikte ise sağ ve sol sapmalarım yaratmak istediği tahribatı kitle mücadelesini büyüterek, her türlü imkânı kullanıp proletaryanın devrimci örgütünün sesini duyurarak engellemiştir.
‘Kaya gibi sağlam insanlar’ devrimcilerin boğazlarına geçirilen “Stolipin Kravatını” parçalamışlardır. Bugün de baskı dört koldan kurulmakta, bugün de işçi sınıfı ve ezilenler üzerinde kara bulutlar gezdirilmekte, bugün de boğazımıza ilmik geçirilmekte, bugün de ya kitlenin çok gerisinde ya da fersah fersah uzağında kalmış anlayışlar var. Doğru halkayı yakalamak elzem. Bu doğru halka da ‘Kaya gibi sağlam insanlar’ın çizdiği hattın kendisidir.
Kaynak:
*Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, II. Cilt, İletişim Yayınları,
*Sovyetler Birliği Komünist Partisi (Bolşevik) Tarihi, Kor Yayınları



