Burjuva tarihçileri yıllardır anti-komünist propaganda yaparken bu karalama kampanyasını en çok Sovyetler Birliği ve Stalin üzerinden yürütmüştür. Sovyetleri gri, monolitik; Stalin’i ise katil ve diktatör olarak göstermiştir. SSCB’nin kuruluşundan bu yana kendisine dönük yürütülen karalama çalışmaları, çarpıtma hikayeler ve tarih anlatılarıyla doludur. Bu anlatılara en çok da Stalin’in parti genel sekreterliği yaptığı dönem aralığında rastlarız. Her kaynakta farklı, çarpık verilerle katledilen insan sayılarının verildiğini, sürgünler yaşandığı, parti içerisinde yoldaşları üzerinde hegemonya kurduğu gibi anlatılar görmekteyiz. Elbette tüm bu anlatılar, gerçek kaynakların, arşivlerin ortaya çıkmasıyla çürütülüyor. Fakat Stalin’e dönük bu karalama çalışması sadece burjuvazi tarafından değil sosyalistler tarafından da yapılmaya devam ediyor. Bu karalamalara karşı gerçekleri anlatmak, karalama çalışmasının nedenlerini anlamak ve buradan da tartışmayı doğru zemine taşımak gerekiyor.
Marksist diyalektiğin araştırma yönteminin en temel ve genel ilkesi ‘soyuttan somuta’ doğru ilerleyiştir. Bu ilkenin nesnel ve pratik anlam kazanması ancak “öz, görünüş” kategorisi içinde ele alındığında mümkündür. Yani bir durumu, eylemi, tarihi açıklamak istiyorsak onun görünüşüne bakmamız ve özüne doğru ilerlememiz gerekir. Bu yöntem tüm marksistlerin kullandığı yöntemdir. O halde tarihi incelerken de yaşanmış her olayı kendi özgün koşullarına göre değerlendirmek, onun özüne inip kendi iç çelişkilerini ortaya koyarak görünüşü açıklamak zorundayız. Marksist tarih anlayışı tarihi bireyler üzerinden değil toplumlar üzerinden değerlendirmeyi gerektirir.
Stalin’in kişiliği üzerinden yürütülen kimi tartışmaların daha sağlıklı ilerlemesi açısından doğru zemine çekilmesi ve özünün kavranması gereklidir. “Moskova Yargılamaları, kişi kültü sorunu, iktidar hırsı vs.” gibi konular üzerinden Stalin hakkında yürütülen kara propaganda çalışmalarına karşı, meselenin Stalin’in kişiliği değil, bir sosyalizm tartışması olduğunun her mecrada altının çizilmesi ve tartışmanın bu zeminde yapılması gereklidir. Stalin ancak o zaman anlaşılacaktır. Buharinciliğe, Troçkizme karşı mücadele ancak o zaman anlam kazanacaktır. “Masum kurban” ilan edilenlerin sosyalizm anlayışı, sosyalizmden kopuşu ve bunların getirdiği ihanetçilik çizgisi ancak onların özüne baktığımız zaman anlaşılacaktır. Bugün yürüttüğümüz sosyalizm mücadelesine en büyük katkı ise bu yöntem ışığında tarihten dersler çıkarıp yeniyi inşa etmek olacaktır. Yeniyi inşa etmek, sosyalizmin değerlerine saldırmaktan değil ona önce sahip çıkmaktan daha sonra eksiklerini eleştirerek geliştirmekten geçer.
36-38 Moskova Yargılamaları ve Kişi Kültü
1917 Ekim Devrimi’nin birçok öncü kadrolarının yargılandığı, kimisinin kurşuna dizildiği kimisinin ise hapis cezası gibi cezalar aldığı 1936-1938 süreci sosyalistler için Sovyetlerin en tartışmalı dönemlerindendir. Devrime uzun yıllar hizmet etmiş birçok öncü kadro yıllar sonra devrime ihanet, casusluk, komplo suçlarından yargılandı. Peki bu süreç nasıl yönetildi? Burjuvazinin de dört elle sarıldığı, 20. Kongre’de Hruşçov’un anlattıkları, Pospelov komisyonundan çıkan Pospelov raporu süreci aydınlatmak için yeterli mi? Sovyet arşivlerinden alınan belgelerde rastlanan ifadeler, Harvard Troçki Arşivleri gibi farklı kaynakları inceleyerek bunların tümünü dönemin şartlarına göre ele alacak ve değerlendireceğiz.
Stalin ile onun eşi aracılığı ile tanışan ve yıllarca kendisi ile birçok organda çalışma yürüten Hruşçov, Stalin’in ölümünün hemen ardından gerçekleşen ilk kongrede tarihi bir konuşma gerçekleştirdi. Bu konuşmanın tümüne yazıda yer veremesek de tartışmaların nereden çıktığına işaret edebilecek kısımları buraya taşıyacağız.
Kişi Kültü
Hruşçov konuşmasının ilk bölümünü, Stalin’in kişi kültü yarattığını anlatmaya ayırdı. “Parti Merkez Komitesi(M.K.) Stalin’in ölümünden sonra Marksizm-Leninizm düşüncesinin tek bir kişide yüceltilmesinin, bu kişinin doğaüstü tanrısal yeteneklere sahip olağanüstü insana dönüştürülmesinin kesinlikle kabul edilemeyeceği düşüncesini benimsedi”(1) diye başlamıştı konuşmaya Hruççov. Kişi kültü kavramına baktığımızda, toplum tarafından önderin kusursuz olduğu, önderin ilahlaştırılması, tanrı gibi görülmesi anlamlarını taşımakta. Büyük Ekim Devrimi mirasını Lenin’den etrafı sırtlan sürüleri doluyken devralan Stalin’in bu azılı düşmanlara karşı hem devrimi koruyup hem de büyük buhran dönemini ve II. Dünya Savaşı dönemini ard arda başarılarla geçirmesi elbette halk nezdinde büyük bir mutluluk ve sempati uyandırdı. Hem kendi yaşamında hem de partinin yüksek organlarında görev alan yoldaşlarının yaşamında, partide veya dışarıda mütevazı davranma meselesine özellikle özen gösteren, kendisinin, ailesinin ya da yoldaşlarının bulundukları konumu kötüye kullanma konusunda denetleyici olan Stalin’in bu özelliği de Sovyet halkının yine ona karşı sevgisinin artmasında bir etkendi. Bunlar üzerine anlaşılır olması adına birkaç örnek vereceğim. Tabi öncelikle şunu söylemek gerekiyor. Halkın önderine beslemiş olduğu bu sevgiyi, Stalin hiçbir zaman Hruşçov’un anlattığı gibi bir kişi kültü durumuna gelmesini istememiş, hatta bunun önüne geçmek için çok çaba sarf etmiştir. Bu duruma açıklık getirmek adına Stalin’in aile yaşamından, yoldaşlarının anlattıklarından, parti içi meselelerde alınan kararlardan birkaç örnek vererek ilerleyeceğiz
Stalin, ailesini ve aile içi ilişkilerini önemserdi. Yoğun geçen siyasal faaliyet arasında çocuklarını görmeyi ve onlarla sohbet etmeyi ihmal etmezdi. Onlara sık sık bir Sovyet vatandaşından hiçbir farkları olmadıklarını ve dışarıda da buna göre davranmaları gerektiğini söylerdi. Bu konuya bir örnek olarak, Stalin’in oğlu İ.Vasili Stalin hava okuluna başladığında okul müdürü nezaket göstergesi olarak Vasili’yi ilk gün misafirhanede ağırlamış, daha sonraki günlerde Vasili bunun doğru olmadığını düşünerek kışlaya diğer öğrencilerin arasına geçmiş olsa da Stalin bu durumu duyar duymaz öfkeyle Vasili’ye mektup yazmıştır. Oğlunu sert bir dille eleştirdikten sonra Hava Kuvvetleri Komutanı Lokotionov’u çağırıp oğluna bu ayrıcalığı tanıyan hava okulu müdürüne ceza vermesini istemişti. (2)
Sade ve mütevazı bir hayat yaşayan Stalin, sadece kendisinin değil Parti organlarında görev alan yoldaşlarının da herhangi bir Sovyet vatandaşından daha ihtişamlı bir yaşam sürmesini doğru bulmuyordu. Bazen kendisine verilen abartılı hediyeleri kabul etmiyor, sunulan ödülleri ise reddettiği oluyordu. 1949 yılında 70. yaş günü nedeniyle düzenlenecek olan şaşaalı etkinlikler ve görkemli kutlamaları kabul etmeyen Stalin, Merkez Komite’deki yoldaşları tarafından yabancı ülkelerden işçi partilerinin de katılımcı olacağı bir etkinlik olması bakımından ikna edilmişti. (3) Ayrıca kişi kültü yaratmakla suçladıkları Stalin Parti Genel Sekreterliği görevinden 4 defa ayrılmak istediğini M.K’ya bildirmiş bu talep her defasında olumsuz karşılanmıştır. Buna benzer birçok örneği sıralayabiliriz fakat yazıyı çok fazla uzatmamak adına kült tartışmasının nereden çıktığı ve bu suçlamayı yapanların çelişkisini ortaya koyarak bu bölümü bitirebiliriz.
Özellikle 1930’lu yıllarda kişi kültünün yüceltilmesi işinin başını Hruşçov ve Mikoyan (Stalin’e muhalif parti kadroları) çekmiştir. Bu kişi kültünün yüceltilmesinde rol alanların partideki muhaliflerin ya da yıllar sonra destalinizasyon sürecini işletenler olması şaşılacak bir durum değil. Örneğin Buharin de bu görevi layıkıyla yerine getirmiş ve kendi ifadelerinde de belirttiği gibi eski çalıştığı İzvestiya Gazetesi’nde çalışanlara yayınlarda Stalin övücülüğü yapmak için baskı yapmıştır.(4) Hakeza bir diğer kült tartışmasına sebep olacak Pravda’da yayınlanan “Sosyalist Toplumun Mimarı” yazısı da aynı şekilde ortaya çıkmıştır.
Sovyet toplumundaki sınıfsal değişimler, köylü sorunu, komintern gibi birçok konuda Stalin ile anlaşamayan Buharin ve ekibinin, parti içindeki farklı muhaliflerin, kişi kültünün yüceltilmesi için harcadıkları çaba, Hruşçov’un 20. Kongre’de yapacağı konuşmaya adeta zemin hazırlamış oldu. Belki Buharin ve ekibi ya da Troçkist-Zinovyevci blok komplo gerçekleştirmeyi başaramadı, ihanet çizgisinde ilerleyerek başarı sağlamaya ömürleri yetmedi ama tıpkı Hruşçov’un da Gorbaçov’a bıraktığı gibi onlar da Hruşçov’a bir miras bıraktılar.
Moskova Yargılamaları
Marksistler tarihi bireyler üzerinden değil toplumlar üzerinden değerlendirirler. Aksi değerlendirme meselelere idealist yaklaşmamıza ve subjektiflenmemize sebebiyet verir. Asıl odaklanmamız gereken sorunları göz ardı eder ve gözümüze ilk çarpan bulgular üzerinden direkt bir yargıya varırız. Elimizde doğru bir yöntem olmadığında elde ettiğimiz veriler de doğruya ulaşmamızı imkansız kılar. Sosyalist hareket içerisinde çokça tartışmalı bir dönem olan Moskova Yargılamaları sürecini de değerlendirirken ince eleyip sık dokumak gerekiyor. Moskova Yargılamaları sürecini birkaç farklı yönüyle ele alarak perde arkasında neler olduğunu, tartışmanın özünün ne olduğunu anlatmaya çalışacağız.
1936-1938 yıllarını kapsayan süreçte çok sayıda parti kadrosu sağ komploya karışmak, partiye, sosyalizme ihanet gibi konulardan kurşuna dizildi ya da hapis cezası aldı. Sovyet karşıtı propaganda yürüten burjuva yazarlar, yayınları ve medyası haricinde sosyalist hareket içerisinde de belli bir kesim bu sürecin sorumlusunun Stalin olduğunu, öldürülen kadroların neredeyse hepsinin suçsuz olduğunu ve sorgularda alınan ifadelerin ise işkence ile alındığını iddia ediyor. Fakat Sovyetler Birliği’nin dağılması ile birlikte ortaya çıkan Sovyet arşivleri, Stalin’e yakın çalışma arkadaşları ile yapılan görüşmeleri ve hatta Harvard Troçki Arşivleri (5) üzerine yapılan araştırmaları incelediğimizde öldürülen neredeyse bütün kadroların devrime ihanet, sağ komploya karışma gibi suçları olduğunu ve bunları açıkça ifade ettiklerini görmekteyiz. Bu konuya açıklık getirmek adına 20. Kongre’de anlatılanlar arasındaki çelişkiyi, Hruşçov’un kaynak aldığı Pospelov raporunu, Sovyet arşivlerinden elde edilen sorgu ifadelerini ve birkaç kaynağı inceleyeceğiz.
1936 yılına gelmeden önce yani yargılamalar başlamadan önce SBKP’de nasıl bir atmosfer vardı, parti içi tartışmalar nelerdi, Moskova mahkemelerine zemin hazırlayabilecek ne gibi olaylar yaşandı bunları tartışmak gerekiyor.
1930’lu yıllarda parti içinde Stalin yönetimine karşı olan muhalif grupların yan yana gelişi ve bir blok oluşturması söz konusuydu. Bir tarafta sol sapma Troçkist-Zinovyevci blok varken bir taraftan da Buharinci sağ sapma blok örgütleniyordu. Blok içerisinde yer alan ekiplerin kadrolarının hepsi mahkemelerde böyle bir bloğun varlığını itiraf etmiş, birçok komploya hazırlıkları olduğunu ifade etmişlerdir. Hatta gerçekleştirdikleri ve kanıtlanan komplo da vardır. Bu bloğun varlığı konusu bizler için önemlidir çünkü bloğun varlığının bir diğer kanıtı, kendisi için önemsiz de olsa Troçkist araştırmacı Pierre Broue tarafından bulunmuştur. 2 Ocak 1980 yılında araştırmacılara açılan Harvard Troçki Arşivlerini inceleyen Broue elde ettiği veriler karşısında kendisi de şaşırmıştır. Bu arşivlerde Troçki ve Sedov (Troçki’nin oğlu) arasında gerçekleşen mektuplaşmalarda dahi böyle bir bloğun yükseldiğini, bu bloğun yeni suikast ve komplolar tertip ettiğini görebiliyoruz.
Tarihçi Grover Furr, Troçki’nin Yalanları adlı kitabında üç farklı Moskova Mahkemesinden sanıkların ifadelerini karşılaştırarak bu meseleye açıklık getiriyor. İlk mahkemede, Zinovyevcilerin gerçekleştirmeye hazırlandıkları terör eylemlerini yurtdışındaki Troçki ile bir blok halinde tertip edecekleri anlaşılıyor. Zinovyev, Kamenev, Yerdokimov ve daha birçok Zinovyevci, varolan bu bloğun amacının iktidarı zor yoluyla ele geçirmek olduğunu itiraf etmiştir. Troçkist kesimin öncü kadrolarından Smirnov, ilk mahkemede “Yasadışı Troçkist örgüte üye olduğumu itiraf ediyorum. Bloğa katıldım, merkezinde yer aldım. 1931 yılında Berlin’de Sedov ile bir araya gelip terörizm hakkındaki görüşlerini alıp Moskova’ya ilettim” (6) diye ifade vermiştir.
Bir sonraki mahkemede sanıkların birçoğu Troçkist-Zinovyevci grubun 1934 yılına doğru gelinirken artık terör eylemlerine geçmesi konusunda hemfikir olduklarını anlattılar. 1 Aralık 1934 tarihinde de yoldaş Kirov’a suikast düzenleyerek icraatlerini sergilediler.
Sergey Kirov 1 Aralık 1934 yılında Leningrad’da Smolni Enstitüsü’nde Nikolayev adında biri tarafından öldürüldü. Nikolayev yakın zamanda Zinovyevci olduğu için partiden ihraç edilmişti. Nikolayev çekildiği sorguda Kirov cinayetinin tertipleyicilerinin Zinovyev grubu olduğunu itiraf etmiştir. Kirov, Stalin ile çok yakındı ve kendisine çok bağlıydı. Bu cinayet de Stalin’i çok derinden sarsmıştı. Yakın zamanda Stalin kendisine artık Leningrad’dan çıkmasını ve Moskova’ya geçmesi gerektiğini söylemişti fakat Kirov “Ben Leningrad’da yeterliyim burada bir şey yapamam” diyerek tayin edilmesine sıcak bakmamıştı. Kirov’un bulunduğu konum ya da Zinovyevcilerin onu ileride gördüğü konum cinayet için neden onun seçildiğine de biraz ışık tutuyor.
1936 yılına doğru gelinirken tutuklamaların arttığı ve 36 sonrasında yargılamaların hız kazandığı görülmekte. İktidarı terör yöntemleri ile ele geçirmeye hazırlanan bir organizasyon ve örgütlenen sağcılık karşısında elbette farklı bir tutum alınamazdı. “Devrime hizmet etmiş” on binlerce insan yargılanıp kurşuna dizildi ve tarih ortada duruyorken sanıkların ifadeleri belgeler halinde önümüzde duruyorken tüm bunlar yokmuş gibi davranıp “suçsuz parti kadrolarının” Stalin’in kişi kültü, iktidar hırsı yüzünden öldürüldüğünü iddia etmek burjuvazinin ekmeğine yağ sürmekten başka bir şey değildir. “Hakiki sosyalistlerimiz” kızsa da durumu tam olarak böyle nitelendirmek gerekiyor. Neden mi? Hruşçov’un kaynak aldığı Pospelov raporlarının, batı emperyalist güçlerin Sovyet karşıtı ve anti-Stalinist propaganda yapması için fonladığı dergi, yayınlardan biri olduğu da ispatlanmıştır. Raporda var olan bilgilerin tümü iddialar üzerine yazılmış bilgilerdir. Sanıklardan alınan ifadelerin tümünün işkence yöntemi ile alındığı iddia ediliyor. Sanıkların mahkemelerde anlattıklarına erişebiliyoruz, bunların kanıtı elimizde. Peki işkenceye dair kanıtlar var mı? İşkence ile alındığı iddia olarak kalıyorsa buradan güvenilir bir sonuç çıkmaz. Materyalistler altı boş iddialar üzerinden değerlendirme yapamazlar. Devrim sürecinde Çarlık tarafından yargılanan, kürek cezalarına çarptırılan, sürgüne gönderilen ve oralarda çelik gibi duran bu “iradeli” kadrolar hepsi birden nasıl oluyor da işkence yöntemi ile yanlış ifade veriyorlar? Ayrıca yargılamaların birçoğu halka açık yapılırken neden ilk ifadesinden farklı ifade veren olmamış? Bilgi mutlak değildir, bugün doğru olan yarın yanlışlanabilir. Öte yandan kesinlikle bazı ifadelerde zor kullanılmamıştır diye de bakmamak gerektiğini belirtmek lazım. Elbette partisindeki yoldaşlarına suikast düzenlemeye kadar varan alçakça saldırıları gerçekleştirenlerin kim olduklarını bulmak için bu yöntem de kullanılmış olabilir. Fakat dediğimiz gibi bu bir tahmin yani belgelerde işkenceye rastlanmıyor. Bu yüzden de bunun hakkında konuşmak ancak çamur atıp iz bırakmak olur.
Hruşçov Hakkında
Hruşçov’un 20. Kongrede yaptığı konuşmanın yani ihanetinin kökenlerine inmek için yazıya bu kısmı da ekleme gereği duydum. Hruşçov’un yapmış olduğu bu tahrifatı iki yönlü değerlendirmek gerekiyor: Stalin düşmanlığı ve sağcı olması.
Hruşçov, oğlunun kurşuna dizilmesi üzerine Stalin’e içten içe düşmanlık beslemeye başlamıştı. Oğlu da tıpkı kendisi gibi partiye ihanet etmişti. Yargılandı ve kurşuna dizildi. Yargı ve karar aşamasında Stalin, Hruşçov’un oğlunu affetmek istemedi. Hruşçov’un, Stalin’e olan düşmanlığı bir bakımdan buradan geliyordu. (7)
Daha da önemli olan yönüne bakarsak Hruşçov geçmişten beri tam bir sağcıydı. Partiye katılması bile devrim sürecinden sonra yani 1918’de oldu. Bolşevikler Şubat 1917 Devrimi’ni gerçekleştirirken Hruşçov, Menşeviklerin merkezi olan Yuzovka’daydı. Troçkistlerin kulakların lehine yürüttüğü kampanyalara destek vermekten geri durmamış, Stalin’in köylü sorunu tartışmasında kulaklara ve köylülere vergi getirilmesine karşı oy kullanmıştı. Kulakları ancak sağcılar desteklerdi. Hruşçov’da tam olarak bir sağcıydı.
Devrime Hizmet-Sınıf Uzlaşısı-Sosyalizmden Kopuş: Buharin
Nikolay Buharin, Ekim Devrimi’ne giden süreçte de devrim sonrasında da partiye ve devrime büyük hizmetler etmiştir. Bu doğrudur. Fakat birini yargılarken ortada onlarca suçlama varken böyle bir ayrıntı kararda belirleyici olabilir mi? Elbette Buharin’i de değerlendirirken onu 1938’de kurşuna dizdiren bütün gerekçelerle değerlendireceğiz.
9 Şubat 1928 tarihinde Buharin, Rikov, Tomsky üçlü deklarasyon yayınladı. Bu deklarasyonda Buharin grubu partiyi üç mesele üzerine suçluyor ve bu konularda ayrı görüşleri olduğunu anlatıyordu. (8) Köylülük, bürokratikleşme ve Komintern konularında görüş ayrılıklarını yayınladıkları bu deklarasyondan sonra 30 Ocak 1929 tarihinde bir deklarasyon daha yayınladılar.
Lenin köylülüğü üç farklı grup şeklinde ele alıyor: Köy yoksulları, orta köylüler, Kulaklar. Bu olguyu önümüze koymazsak bu grupların hangisinin işçi sınıfının müttefiki hangisinin işçi sınıfının ve yoksul köylünün düşmanı olduğunu da belirleyemeyiz. Ve elbette buna göre de her gruba karşı alınacak tutum da değişecektir. Köylülükle ittifak derken herhalde köylülüğü bu biçimde kategorize etmeden onun bütün gruplarıyla uzlaşmaktan ve ittifak yapmaktan bahsedilmiyordu. Buharin’in hatası da tam olarak burada yatıyor. Bu ayrımları görmezden geldiği için de Kulakların ve imtiyazlı grupların Sosyalizme tedrici bir şekilde intibakını savunuyordu.(9) Bu tez neden yanlıştır ve yanlış olduğu kadar tehlikelidir? Tez yanlıştır çünkü kent ve kırlardaki kapitalistlerin, kulakların, imtiyaz sahiplerinin, işçi sınıfı ile uzlaşmaz bir çıkar karşıtlığı vardır. Sömüren gruplar nasıl olur da sosyalizme “barışçıl” yollarla intibak edebiliyor ? Ayrıca bu tezi anlatırken bu grupların belli bir kerteye kadar sosyalizme intibak edeceğini söylüyor. Yani bu demek oluyor ki bu gruplar varlığını sürdürecek.
Buharin benzer bir görüşü, NEP ( Yeni Ekonomi Polikası ) sürdürülmelidir derken de ortaya koyuyor. NEP özel ticarette belirli bir serbestlik tanıyordu. “Belirli” kısmı önemli çünkü Buharin o kısım ile ilgilenmiyor. NEP’in asıl önemli yanı ise bu serbest piyasa ticaretinde devletin düzenleyici rolü. Tabi ki de Buharin burası ile de ilgilenmiyor. Buharin, 5 yıllık planlanan ama 4 yılda başarıyla sonuç alan bu organizasyondan sonra artık Sosyalist ekonominin inşasının hızlandırılması aşamasına karşı olmakla ilgileniyor. Burjuva unsurlarla savaşım aşamasının kendisine itiraz ediyor gibi görünmemek adına NEP başarılıdır ve sürdürülmelidir diyor. Kapitalist üretim ilişkilerini tekrardan filizlendirecek her tohumun kökünden kurutulmasını reddediyor. Sonuç olarak Buharin kendi fikrinin çıkarına, NEP’i amacından saptırmakla kalmıyor, değişen sınıfsal koşulları görmüyor ve bununla beraber sınıf mücadelesinin şiddetlenmesi gereken dönemde kapitalizmin restorasyonunu savunmak ve sınıfların uzlaşısına varan bir anlatı ile sağcı bir çizgiye düşüyor.
Buharin bu fikirlerini deklare etmekle kalmayıp bu yanlış anlayışı örgütlediği ve partide hakim kılmak adına giriştiği komplolar yüzünden 1938’de yargılandı. Onunla aynı fikirleri paylaşanlar ile tahayyül ettikleri “Barışçıl Sosyalizmi” inşa etmek uğruna girdikleri yolda, partiye, sovyet halkına ve işçi sınıfına ihanet ettikleri için kurşuna dizildiler. Tüm gerçekler ortada duruyorken, bizim sosyalistlerimiz; Buharin’in Marksist-Leninist çizgiden sapmasını, sosyalizmi zarara uğratmasını görmezden geliyor ve onu Bolşevik Devrimi’ne verdiği emeklerle anmamızı bekliyor. Buharin ancak, kendi devrimini inşa etmek, onu yüceltmek yerine; onu gerileten ve işçi sınıfının çıkarlarına ters düşen fikirleriyle anılabilir.
Bu bölümü, Stalin’in Nisan 1929’da SBKP(B) MK ve MKK Prezidyumu’nda yaptığı konuşma ile bitirelim:
“… Bir çizgi var; Partinin çizgisi, devrimci, Leninist çizgi. Ama bu çizginin yanında bir başka çizgi daha var; Parti düşmanı deklarasyonlar, istifalar, Partiyi karalama, Partiye karşı gizli fesatlıklara girişme, parti düşmanı bir blok örgütlemek amacıyla, dünkü Troçkistlerle görüşmeler yapma yoluyla Parti çizgisine karşı mücadele eden Buharin grubunun çizgisi. Bu ikinci çizgi oportünist bir çizgidir.”
Bugün Stalin’i Savunmak
Yenilmiş tüm devrimlerin bize öğrettiği bir şey varsa o da iradenin önemidir. İrade, işçi sınıfının kaya gibi örgütlenmiş öncü partisidir. Bu irade, işçi sınıfını daima ileri taşımayı hedefler; ‘tarih ileri akarken’ duraksamayı, burjuvaziyle pazarlıklar yapmayı ya da patronlara şirinlikler yapmayı değil. Tarih defalarca iradenin önemini bizlere göstermiştir. Bu iradeyi ortaya koyma cüretini gösterenler başarmış, gösteremeyenler ise kaybetmiştir. Stalin ve onun Lenin’den öğrendiği sosyalizm anlayışı bu iradenin kendisidir. Bizlerin görevi ise bu sosyalizm anlayışına sahip çıkmaktır. Bugün Stalin’i savunmak: sınıfın öncülüğünde, kesintisiz ve amansız biçimde bütün burjuva ve küçük burjuva unsurlarla mücadele etmek; zorun rolünü, proletarya diktatörlüğünü reddeden, ‘barışçıl sosyalizme’ karşı savaşım vermek demektir. Biz, bu sosyalizmi savunacağız!
Dipnot ve Kaynaklar :
- Hruşçov’un, Stalin’in ölümünden sonra 1956’da gerçekleşen 20. Kongre’de yaptığı konuşma. SBKP M.K. İzvestiya 1989, sayı 3, s.128.
- İ.V. Stalin – Babamı Savunuyorum
- Gürcistan Komünist Parti başkanlarından Akakiy İvanoviç Mgeladze’nin “Stalin’i Nasıl Bilirdim?” adlı anılarından.
- Grover Furr – Hruşçov’un Yalanları – SBKP(B) XX. Kongresinde Yapılan Suçlamalar Hakkında, Teorik Temeller, s.19
- Grover Furr – Troçki’nin Yalanları
- Grover Furr – Troçki’nin Yalanları, Sovyet Kaynaklı Olmayan Kanıtlar, Muhalefet Bloğu, s.57
- Molotov Anlatıyor – Troyka, Hruşçov, s.379
- SBKP(B)’deki Sağ Sapma Üzerine – J.V. Stalin
- “Kooperatifsel köylü örgütlerimizin esas ağı, Kulak tipi değil emekçi tipi kooperatif hücrelerinden, genel siyasal organlarımızın sistemine intibak edecek ve bu yolla sosyalist iktisadın birleşik zincirinin halkaları haline gelecek hücrelerden oluşacaktır. Öte yandan, Kulak tipi kooperatif yuvaları, aynı şekilde bankalar vs. araclığıyla aynı sisteme intibak edecek ama belirli bir kerteye kadar, örneğin imtiyazlı işletmeler gibi, yabancı madde olacaklar.” Buharin’in “Sosyalizmin Yolu” adlı yazısınından alıntı.




