Boğuluyor nazlı, boynu kuğu kuşunun.
Fakat dikildi ayaklarının ucunda partizan
ve hayata seslendi İNSAN:
“- Kardeşler
hoşça kalın.
Kardeşler
kavga sonuna kadar.
Duyuyorum nal seslerini
geliyor bizimkiler!”
Gerilla Zoya, genç yaşında Sovyet halklarının özgürlük mücadelesinde kardeşleriyle omuz omuza dövüşmüştü. O, Sovyetler’de açlığın ve ölümün hüküm sürdüğü topraklarda eşitlik için, emeğin sömürüsüne karşı gelenlerin topraklarında dünyaya gelmişti. Zoya, daha çok küçükken sosyalist ideallerle büyütülmüştü. Sovyetler’in kuruluşunun daha çok başında, 1923 yılında doğmuş; sosyalizmin yeni nesli olarak yetiştirilmişti. Zoya ve tıpkı onun gibi savaşan birçok Komsomol, yeni insanlardı; kendi çıkarları yoktu, ortak geleceğin nesliydi. Hayatının en ufak anında bile başkalarını düşünür, doğru olanı yapmak için didinirdi. Faşist Nazi ordusuna karşı direnişin sembolü hâline gelen yoldaş Zoya, sadece cesaretiyle değil, yüksek idealleriyle de devrimin ruhunu taşıyordu. 18’inde bir partizan olarak geriye, kurtuluş yolunda asla sönmeyecek bir meşale bırakmıştı Zoya.
1941 yılında, II. Dünya Savaşı sırasında faşist Naziler Sovyetler’i işgal için ilerlerken, Zoya binlerce Sovyet genci gibi direniş saflarına katıldı. Savaş başladığında Zoya henüz bir çocuktu, ancak savaş onu bir devrimci, bir savaşçı yapmıştı. Komsomol üyesi olan Zoya, birçok eğitimden geçerek partizan direnişine katılmaya hazırlandı. Partizanlar, faşist işgali gerilla taktikleriyle zayıflatıyorlardı. Kızıl Ordu, kanlı mücadele olmazsa yok oluşun kaçınılmaz olduğunu biliyordu.
Zoya, kendisine bir kod adı seçmişti: Tanya…
Kasım 1941’de Tanya’nın yolu Petrishevo köyüne düşmüştü. Nazilerin ikmal hattını sabote etmek için köydeki ahırları ateşe verdi. Ancak eylem sırasında işbirlikçi bir köylü tarafından ihbar edildi. İşte buradan sonra Tanya’nın insanlık onurunun sembolü hâline gelen direnişi başlayacaktı. Tanya, o gece sabaha kadar işkenceye maruz kalmıştı. Sırtına sayısız kırbaç darbesi yiyen Tanya, her soruya “Bilmiyorum.” diyordu. Tanya’nın bu kararlı duruşu, faşist Nazi askerlerini daha da kızdırıyordu. Ancak Tanya, o gece ser verip sır vermemişti. Tanya, onca işkenceye rağmen mücadelesine ihanet etmemişti.
Zoya’nın direnişine karşı Naziler ölüm kararı vermişti. 29 Kasım sabahı Zoya’yı idam etmek için köy meydanına bir darağacı kuruldu.
Yoldaş Zoya’yı boynuna “kundakçı” yazan bir pankartla astılar. Köy meydanındaki bütün köylülerin önünde Zoya idam edildi. Zorla köylülere Zoya’nın idamını izlettiler. O sırada Nazi askerlerinden biri fotoğraf çekiyordu. Zoya bunu fırsat bilip köy halkına seslendi:
“Yoldaşlar! Neden bu kadar kasvetlisiniz? Ölmekten korkmuyorum! Halkım için ölmekten mutluluk duyuyorum!”
Sonrasında devam etti:
“Siz şimdi beni asıyorsunuz ama yalnız değilim. Biz iki yüz milyon insanız. Hepimizi asamazsınız. Çok geç olmadan teslim olun. Zafer bizim olacak!”
Ve son sözleriyle:
“Hoşça kalın yoldaşlar! Savaşın, korkmayın! Stalin bizimle! Stalin gelecek!”
Yoldaş Zoya’nın son sözleri yalnızca Sovyet halklarının değil, tüm dünya halklarının mücadelesinde simge hâline geldi.
Zoya’nın bedeni aylarca darağacında kaldı. Zoya’nın cansız bedeni dahi işkenceye ve hakarete uğradı. Sonrasında Naziler cesedin gömülmesine izin verdiler. Köylüler, köyün yakınlarında bir yere gömdü Tanya’yı. Zoya’nın mezarı Sovyet zaferinden sonra Moskova’ya taşındı. Yoldaş Zoya, ölümünden sonra Sovyetler Birliği Kahramanı unvanı ile onurlandırıldı. Sovyet okullarında Zoya’nın direnişi genç nesillere anlatıldı. Zoya, direnişiyle şiirlerle, kitaplarla, filmlerle ölümsüzleşti. Bugün Zoya’nın ve faşizme karşı direnirken devrim yolunda şehit düşen tüm devrimcilerin anılarını mücadelemizde yaşatmaya çalışıyoruz. Onların kararlılığı, sabrı ve mücadelesi bizlerin yollarını açıyor.
Yoldaş Zoya’nın yaşamı, sadece bir partizanın hikâyesi değil; onun mücadeledeki tavrı, dik duruşu devrimin ölümsüz sembollerindendir. Onun hayatı, zulme karşı boyun eğmeme kararlılığı ve en karanlıkta dahi savaşanlardadır. Ölüme giderken dahi haykırdığı sözler, geleceğin devrimcilerine yol gösterdi:
“Biz milyonlarız, bizi asla yok edemezsiniz!”
O, korkunun değil cesaretin kazandığı, zulmün değil özgürlüğün kazandığı bir dünyayı haykırıyor. Bugün devrimcileri sindirmeye, bastırmaya çalışanlar bilmelidir ki bizleri ne ölüm ne de zindanlar durdurabilir. Ve her zaman hatırlamalıdırlar: Kurtuluş için yakılan bu ateş, o gün gelene kadar hiç sönmeyecek.ırlar: İnsanlık onuru ve kurtuluş için yakılan ateş her zaman yanacak.



