Kitleleri devrim mücadelesine katmak, onları devrim mücadelesine yönlendirmek, kısacası kitleleri devrim için örgütlemek özellikle sosyalist hareketin her dönemde en acil, en önemli meselesidir. Özellikle proletaryanın devrimci bir partisinin bulunmadığı ülkelerde örgütlenme, örgüt meselesi hareketin karşısına dikilmiş en temel, en hayati görevdir. Böyle bir ülkede proletaryanın devrimci partisinin inşası diğer bütün meselelerin üzerinde sosyalistlerin karşısına dikilir. Zira bağımsız bir devrimci siyasi örgütlenmesi, devrimci bir partisi olmadan proletaryanın devrim yapması kesinlikle beklenemez.

 En genel tanım ile parti, bir sınıf ya da zümrenin siyasi çıkarlarını savunan, onu iktidar yapmaya çalışan, iktidarını koruyan bir siyasi birliktir. Sınıfın çıkarlarını temsil eden, sınıfın iktidara giden yolunu çizen (ya da iktidarını koruyan) bir programa ve bu programı sosyal pratiğe, hayata geçiren bir çalışma tarzına sahiptir.

Proletaryanın devrimci partisi ise, içinde proletaryanın örgütlendiği, proletaryanın ideolojisi ile donanmış, onun iktidarını amaçlayan ve iktidara geldiğinde onu koruyan bir araçtır. Diğer sınıflardan, onların ideolojilerinden bağımsız olarak örgütlenmiş bir partidir. Proletarya partisinin “devrimci” karakterini ise Marksizm-Leninizm ile donanmış olması oluşturmaktadır. Partinin gerçekten proletarya partisi olması, özellikle yapısaldır ama daha da önemli olarak, bir program meselesidir. Partinin programı, Marksizm-Leninizm’in ülkenin somut şartlarının somut tahliline uygulanmasıdır. Ancak Marksist-Leninist bir programın ortaya çıkabilmesinin koşulu, Marksizm-Leninizm’in harekete egemen olmasıdır. Marksizm-Leninizm’in bir dogma olmadığı da unutulmamalıdır. Devrimci partinin devrimci programı, Marksizm-Leninizm’in ülkenin somut şartlarına doğru bir biçimde uygulanarak, ülkenin somut şartları doğru bir biçimde tahlil edilerek ortaya çıkarılır. Hiçbir şabloncu anlayışa yer yoktur. Bir ülkenin somut şartlarında ortaya çıkmış bir devrim “modeli” bir başka ülkeye aynen uygulanamaz.

Partinin programı, kabulünden sonra değişikliklere uğrayabilir. Bu, yeni somut şartların ortaya çıkmasının bir sonucu olabileceği gibi, genç bir hareketin programın oluşturulmasında somut şartların somut tahlilindeki yanılgılardan da olabilir. Esas olan Marksizm-Leninizm’in harekete egemen olmasıdır, partinin proletarya üzerinde yükselmesidir. Ancak bu koşullar olduğu takdirde, somut şartların değerlendirilmesindeki hataların, eksikliklerin önlemleri azalır, yerlerine doğru değerlendirmeler, tespitler yapmak mümkün olabilir. Ancak bu takdirde Marksizm-Leninizm hareketin kılavuzu olabilir.

Çalışma tarzı ise Marksizm-Leninizm’in, partinin programının sosyal pratiğe geçirilmesidir. Yığınların parti programının çevresinde toparlanması, harekete geçirilmesidir. Bütün ülkelerdeki devrimci proletarya partilerinin çalışma tarzlarını en genel ilkeleri evrenseldir. Bu evrensel ilkeler Leninist parti anlayışının ürünüdür. Ancak bu genel evrensel ilkeler Marksizm Leninizm’in, programın, canlı hayata geçmesine yetmez. Aynen program sorununda olduğu gibi, bir ülkenin devrimci partisinin çalışma tarzı aynen bir başka ülkenin devrimci partisinin çalışma tarzı olarak işleyemez. Mutlaka ülkenin somutunda ortaya çıkmış, gelişmiş bir çalışma tarzı gereklidir. Programda olduğu gibi, çalışma tarzında da başlangıçta eksiklikler, yanlışlıklar olabilir. Bu hatalar da ancak hareketin Leninist partinin evrensel çalışma tarzını özümsemiş olması ile düzeltilir.

Kısacası, proletarya partisinden bahsedebilmek için her şeyden önce en temel Marksizm -Leninizm’in harekete egemen olması gerekmektedir. Bu esas üzerinde de somut şartların somut tahlili ile ortaya çıkmış bir program ve çalışma tarzı gereklidir. Bugüne kadar ülkemizde bir yığın sosyalist partiler kurulmuştur. Günümüzde de bir yığın sosyalist parti vardır. Hepsi de “proletaryanın öz örgütü” olma iddiasındadırlar. Ama bu “sosyalist” partilere proletaryanın devrimci partisi demek mümkün değildir. Her şeyden önce Türkiye Sosyalist Hareketi’nde tam bir teorik, ideolojik keşmekeş, tam bir teorik kaos hakimdir. Marksizm-Leninizm’in en genel yasaları dahi eyleme yol gösterici değil, tartışma konusudur. Bu durum bu teorik keşmekeş hareketin en büyük zaafıdır. Devrim anlayışı, parti, demokrasi gibi nispeten daha karmaşık meselelerin yanı sıra, devletin daima bir baskı ve zor aracı olduğu, diyalektik materyalizmin en basit konuları (evrim, devrim gibi) tartışılmaktadır. Bunlar açık açık hareketin içinde bulunduğu teorik keşmekeş, zaafı göstermektedir.

Teori bir eylem kılavuzu olarak özümlenmemekte ama ideolojik(!) tartışmalarda karşı tarafı mat etme olarak kullanılmakta. En genel ilkelere ters düşüldüğünde ise ya Marksizm-Leninizm’e yeni katkılar(!) yapılmakta ya da meseleden kurtulabilmek için binbir çeşit tahrifata girişilmektedir. Bu karmaşık teorik yapı içinde ise elbette ki doğru bir programın doğması mümkün olmamaktadır. Her türden oportünizm hareketin dört bir yanını sarmıştır. Aynı teorik keşmekeş, ülkenin somutundan doğmuş bir çalışma tarzının da doğmasının nedenidir. İşte bu nedenledir ki, Türkiye sosyalist hareketinin bugünkü temel görevi proletarya partisinin programının ve çalışma tarzının üzerinde yükseleceği bir teorik netliğe kavuşturmaktır, Marksizm-Leninizm’in en gene evrensel ilkelerini harekete egemen kılmaktır. Biz bu yazıda Leninist partinin genel bazı ilkelerini sergilemeye çalışacağız.

Devrimci Parti

Çağımızda devrimci partinin ilk ve temel özelliği bu partinin proletaryanın partisi olmasıdır. Çünkü çağımızda sonuna kadar devrimci olan tek sınıf proletaryadır. Sadece proletarya sosyalizme geçiş ve sınıfsız toplumu kurmak için savaşır. Sosyalizm ve sınıfsız toplum sadece proletaryanın özlemidir. Ancak toplumda proletaryanın dışında başka sınıf ve tabakaların ‘devrimci’ partileri olamaz mı? Elbette olabilir. Ama proletarya temeli üzerinde yükselmeyen bütün diğer ‘devrimci’ partiler küçük burjuva devrimci partileri ancak proletaryanın devrimci mücadelesini izledikleri takdirde devrimci sıfatını takınabilirler. Çağımızda proletarya dışında hiçbir sınıf ve tabaka bağımsız bir eylem ile sosyal devrimi gerçekleştiremez.

 Ancak proletarya temeli üzerinde yükselen bütün siyasi örgütlenmeler, partiler, proletaryanın devrimci örgütlenmesi midir? Hayır. Geniş proleter yığınları örgütlemiş, bir araya getirmiş bütün partiler, proletaryanın devrimci partileri değildir. Marksizm-Leninizm’le donanmamış ama proletarya arasında ‘geniş’ bir tabanı olan bir parti, evet proletaryanın bir siyasi örgütlenmesidir ama sosyal devrimi gerçekleştirecek, devrimci bir proletarya partisi değildir.

  Kısacası, Leninist parti, modern sanayi proletaryasının temeli üzerinde yükselen, Marksizm-Leninizm ile donanmış bir savaş örgütüdür. Bunun dışındaki bütün siyasi ‘proleter’ örgütlenmeleri ya da ‘devrimci’ örgütlenmeler ya küçük burjuva devrimci partilerdir ya da oportünist örgütlenmelerdir. Savaş

Proletaryanın Devrimci Partisi

Proletarya Partisi deyince, proletaryanın bağımsız devrimci siyasi örgütlenmesini anlıyoruz. Proletaryanın devrim, iktidar mücadelesini çevresinde örgütlenerek yürüttüğü mücadele ve savaş organını anlıyoruz. Kısacası Leninist savaş örgütünü anlıyoruz. Leninist partinin temel özellikleri şunlardır:

 1.Proletarya partisi bütün diğer sınıflardan bağımsızdır.

 2.Parti, proletaryanın ve tüm halkın öncüsü, yol göstericisidir.

 3.Parti, proletarya iktidarının aletidir.

4.Proletarya partisi bütün diğer sınıflardan bağımsızdır.

Proletaryanın devrimci partisinin nihai amacı sınıfsız toplumdur. Kapitalist toplumda sınıfsız bir toplum için sonuna kadar mücadele edecek olan ve böyle bir mücadeleyi sürdürebilmek için doğal olarak yeterince örgütlü olan tek sınıf proletaryadır. İşte bu nedenle proletaryanın devrimci partisi diğer bütün sınıflardan bağımsız olarak proletaryanın örgütlendiği bir partidir.

  Proletarya partisinin ideolojisi Marksizm-Leninizm’dir. Proletarya sosyalizmidir. Kadroları proleterdir, toplumun kurtuluşunun tek yolunun proletaryanın ideolojisini izlemek olduğunu kavramış şehir ve köy küçük burjuvalarıdır ve en önemli olarak kendilerini proletaryanın mücadelesine adamış olan profesyonel devrimcilerdir.

Proletaryanın bağımsız siyasi örgütü, devrimci partisi hiçbir zaman içinde sınıfların ittifak yaptıkları bir yer değildir. Parti devrim mücadelesi boyunca ittifak yapacağı sınıflara yan örgütleri ile ulaşır. Oysa Türkiye’de genel olarak solun parti anlayışı daha ziyade emekçiler partisidir. Proletaryanın bağımsız siyasi örgütü değildir. Emekçiler partisi, proletaryanın müttefikleri ile birlikte kuracağı, dolayısıyla proletaryanın çıkarlarını yanı sıra diğer emekçi sınıfların çıkarlarını da azami programı içinde savunan bir siyasi partidir ki, proletaryanın devrimci partisi ile yakından uzaktan ilgisi yoktur.

Proletaryanın bağımsız siyasi örgütü esas olarak proletaryanın sınıf çıkarlarının savunucusudur. Proletarya ile birlikte emekçilerin tümünün sosyal kurtuluşunu savunur. Ama nihai hedef olarak sınırsız toplumu amaçlayan bir parti sadece proletaryanın örgütüdür, çünkü toplumda proletaryadan başka hiçbir sınıf böyle bir amaç için sonsuza kadar mücadele etmez.

Parti, Proletaryanın ve Tüm Halkın Öncüsü, Yol Göstericisidir

Devrimci parti, proletaryanın en iyi unsurlarından oluşur. Kadroları esas olarak profesyonel devrimcilerden oluşur. Proletaryanın tüm devrimci deneyleriyle Marksizm-Leninizm’in tüm teorik bilgisi ile donanmış olmalıdır. Proletarya partisi dar, ufak bir parti olarak görmek yanlıştır. O, esas olarak bir öncüler örgütüdür ama aynı zamanda proletaryayı, halkı kavrar devrime giden uzun ve karmaşık yol boyunca onlara yol gösterir, yönetir. Proletaryanın devrimci partisi, merkezi bir çekirdek etrafında sımsıkı bir profesyoneller örgütüdür.   İhtisaslaşmış, demir disiplinli bir öncüler örgütüdür. Proletaryanın en iyi, en bilinçli, en fedakar en kararlı unsurlarından oluşur. Partinin temeli bunlardır. Ama proletaryanın partisini sadece bu öncülerle sınırlamak, dar bir örgüt olarak görmek yanlıştır. Parti, bu profesyoneller örgütü diyebileceğimiz, öncülerin örgütünün çevresinde toplanmış sayısız siyasal örgütlerin, proletaryanın sayısız sınıfsal örgütlerinin bir toplamıdır. Bütün sınıfın içinde örgütlendiği bir örgüt değildir ama bütün sınıfın çevresinde örgütlendiği bir örgüttür. İçinde örgütlenenler sınıfın en bilinçli unsurlardır ve tüm sınıfın mücadelesinin yol göstericileri, örgütleyicileridirler. Proletarya partisinin bu özelliği iyi kavranmayan ve çok zaman da çarpıtılan bir konudur.

Bazıları proletaryanın devrimci partisinin tüm sınıfı kucaklamasını isterler. Bunların temel itirazı bir avuçluk azınlığın bütün sınıfı temsil edemeyeceğidir. Her şeyden önce “Parti sınıfın sınıf bilincine sahip öncü kesimidir, en ileri kesimidir.” Öncünün gücü kendi sayısının, on, yüz ve daha fazlası kadar büyüktür çünkü örgütlenmiş öncüler giderek daha fazla politik eyleme yatkınlık duyan sınıfın büyük çoğunluğunu harekete geçireceklerdir. Öncü’nün gücü yani Parti’nin gücü, sayısının kabarık olmasında değildir. Onun gücü Marksizm-Leninizm’le donanmış olmasındandır, örgütlü olmasındadır. Öte yandan, kapitalizm şartları altında, kapitalizmin pasifikasyon altında olan proletaryanın bütününün, kendi sınıfının durumunun bilincine varması düşünülemez. Ancak sınıfın belli, ufak bir kısmı sınıfın durumunun bilincine varacak, örgütlenecek ve sınıfın geri kesimlerini yönetecektir. Ancak bütün bunlardan sonra dahi proletarya partisinin bir ‘azınlık’ partisi olduğu söylenemez. Evet, proletaryanın devrimci partisi sınıfın azınlığını oluşturan öncülerden, profesyonel devrimcilerden oluşur ama proletaryanın devrimci partisi sınıfını çeşitli diğer örgütleri ile çevrilmiş bir örgütlenmedir. En dar anlamıyla aldığımızda proletarya partisinin “özü” partinin merkez komitesidir. Merkez komitesi, sınıfının en ileri önderleridir. Parti merkez komitesi birçok komite ve diğer parça örgütleri ile çevrilidir ve bu parça örgütleri de yukarıda belirttiğimiz gibi proletaryanın sayısız sınıfsal örgütleri ile çevrilidir. Ve bu sayısız sınıfsal örgütün çevresinde sınıfın bütününü görmek mümkündür. Evet, proletarya partisi profesyoneller örgütüdür ama aynı zamanda sınıfın en geniş kesimlerinin çevresine toplamış, geniş ve yaygın bir örgütlenmedir. Bunun yanı sıra, öncüler örgütünün görevi sadece proletaryanın mücadelesinde yol göstermek değildir. 

Parti, aynı zamanda tüm halkın mücadelesinin de öncüsü, yol göstericisi ve örgütleyicisidir. Proletaryanın yanı sıra tüm halk sınıf ve tabakaları içinde de çalışır. Onların dağınık, bağımsız mücadelelerini proletaryanın mücadelesinin çevresinde toplar, toplamaya çalışır. Bunu başardığı ölçüde de proletaryanın partisi en geniş emekçi yığınları kucaklayan bir yığın örgütüdür. Devrim öncesinde proletaryanın devrimci partisinin iki programı vardır; azami ve asgari programlar.

Azami program, proletarya diktatörlüğünün, sosyalizmin, sınıfsız topluma giden yolun programıdır. Asgari program ise, proletaryanın müttefikleriyle çevresinde birleşeceği programdır. Bu programın temelinde proletaryanın yoksul köylüler ile yapacağı ittifak yatar ve asgari program bu ittifakın üzerinde, proletaryanın önündeki devrimci adıma uygun ittifaklar silsilesini sağlar. Proletaryanın Devrimci Partisi bir sınıflar ya da sempatizanlar kaosu değildir. Evet o tüm halkın mücadelesi örgütleyen, örgütlemeye çalışan bir partidir ama tüm halkın içinde örgütlendiği on binlerce, milyonlarca üyesi olan bir parti değildir. Sınıfın, tüm emekçi halkın en geri ve en ileri unsurlarının yan yana bulunduğu bir parti değildir. Böylesi bir parti devrim yapmak için yola çıkmaktan ziyade belki üye sayısını çoğalta çoğalta toplumu örgütlemeyi ve sosyal kurtuluşu sağlamayı amaçlar ama bunun da Marksizm-Leninizm ile pek ilgisi yoktur.

Proletaryanın partisi sadece sınıfın en iyileri unsurlarının örgütü olmakla da kalmaz. Her türlü sapmadan da sürekli olarak arınmak zorundadır. Saflarında hiçbir zaman, hiçbir şekilde Marksizm-Leninizm’den en ufak bir sapmaya izin vermez. Yabancı ideolojinin Parti saflarında dolaşmasına izin vermez. Ancak böylelikle, yani tüm diğer sınıfların ideolojilerinden arınmış, sınıfın en iyi unsurlarından temel kadrolarını oluşturulmuş bir parti, Marksizm-Leninizm’i kendine eylem kılavuzu edinmiş bir parti devrime giden yolda proletaryaya ve halka öncülük edebilir, sınıflar savaşını yönetebilir.

Kısacası, parti, merkezi bir yönetime sahip, sayısız örgütlenmeleri, karmaşık birbirinin içine girmiş, sınırları belli olmayan bir yapıya sahiptir. İdeolojik ve pratik önderliğin çevresinde toplanmış sayısız parti örgütlerinden, onları kuşatan sayısız parti dışı sınıfsal örgütlerden ve onları da kuşatan tüm proletaryadan oluşur. Demek ki proletaryanın devrimci partisi bir yanıyla dar bir örgüttür, diğer yanıyla da en geniş yığınsal bir örgüttür.

Parti, Proletarya İktidarının Aletidir

Ve parti, sadece devrim öncesinde proletaryayı yöneten, ittifaklarını kuran bir örgüt değildir. Partinin devrim sonrasında da sınıfsız toplum kuruluncaya kadar görevleri vardır.

Devrim öncesinde proletaryayı yöneten, ittifakları kuran devrimci mücadeleyi sürdüren ve sonunda proletarya iktidarını kuran Parti, devrim sonrasında da proletarya iktidarını korumak, proletarya partisinin yaymak ve geliştirmek ile yükümlüdür. Proletaryayı küçük-burjuva etkilerden korur ve bir dizi ekonomik ve kültürel tedbirlerle sınıfsız toplumun kuruluşu için çalışır. Proletarya iktidarı döneminde parti, sınıfla daha yoğun bir birleşme içinde olmalıdır. Süreç içinde tüm sınıfı öncünün, yani partinin seviyesini yükseltmelidir. Aynı toplumu öncünün, -yani proletaryanın seviyesine yükselttiği gibi.

Son olarak, proletarya partisi devrimci proletarya enternasyonalinin ayrılmaz bir parçası  olmalıdır. Sadece ülke proletaryasının örgütü değildir, o dünya proletarya ordusunun, enternasyonal proletarya hareketinin bir parçası bir bölüğüdür. Sadece kendi ülkesinin burjuvazisine ya da kendi ülkesindeki emperyalizme karşı değil, tüm dünya çapında emperyalizme karşı savaşmalı, tüm dünya çapında burjuvazi yenmeye çalışmalıdır. Proletarya partisinin emperyalizme karşı proletarya enternasyonalizmini içinde verdiği savaş devrim öncesinde olduğu kadar, devrim sonrasında da, proletarya iktidarı döneminde de verilmelidir. Üstelik daha da yoğun ve güçlü olarak. Tüm dünya proletaryasının ve ezilen halkların mücadeleleri en aktif biçimde desteklenmelidir.

Çalışma Biçimi

Yukarıda sıraladığımız en genel ilkeler ve özellikler, partinin çalışma tarzının en genel ilkeleri ile birleşmedikçe bir anlam taşımaz. Ve çalışma tarzının en genel ilkeleri, genellikle proletarya partisi konusunda oportünizm ile Marksizm-Leninizm arasındaki ayırt edici farkı oluşturur. Çok zaman oportünistler Leninist partinin yukarıda sıraladığımız ilkelerini ve özelliklerini reddetmezler, hatta papağan gibi tekrarlar dururlar ve tekrarladıkça da Leninist parti anlayışını kendilerini savunduklarını sanırlar. Oysa Leninist çalışma tarzının egemen olmadığı bir parti, proletaryanın devrimci partisi değildir ve oportünistlerin Leninist partiden genellikle kıvırttıkları nokta da burasıdır. Leninist partinin bir başka tanımı: “Yeni türden bir parti” “emperyalist dönemin partisi”dir. Onun bu tanımı, 2. Enternasyonal partilerden ayırt edici özelliklerinden gelir:

1. Parti savaş örgütüdür.

2. Parti çalışmasının esasları gizliliktir.

3. Partide demokratik merkeziyetçilik egemendir.

Parti Bir Savaş Örgütüdür

2.Enternasyonal partilerinin en kısa tanımları; pasifizm ve parlamentarizmdir. Kökenleri burjuva demokratik devletlerin olduğu, kapitalizmin serbest rekabetçi dönemine dayanan 2.Enternasyonal partileri, demokrasinin olumsuzlaması olan emperyalist çağda da burjuva demokratik devletler döneminin çalışma anlayışına sahiptiler. Temelleri geniş yığınsal örgütlerdi. Çokluk “barışçı  geçis’’e inanmaktaydılar. Devrimin şiddette olacağına olan inançlarını kaybetmiş, proletarya diktatörlüğünü reddeden 2.Enternasyonal partilerin karşısında Leninist parti bir savaş örgütüdür. Örgütlenmesindeki tüm ilkeler hep onun bu “savaş örgütü” niteliğinden kaynaklanmaktadır.

Burjuva demokrasisi, tek tek burjuva demokratik hakları kazanmak için çalışan 2. Enternasyonal partilerine karşı, emperyalist dönemin proletarya partisi, Leninist savaş örgütü, gelişmiş metropol ülkelerde proletarya diktatörlüğü, sosyalizm için, henüz burjuva demokratik devrimlerini tamamlamamış, az gelişmiş kapitalist ülkelerde ise işçilerin, köylülerin devrimci demokratik iktidarı için, işçi-köylü demokrasisi için savaşır. Emperyalist dönemde proletarya tek tek burjuva demokratik haklar için mücadele etmez. Tek tek burjuva demokratik haklar, demokratik devrim mücadalesinin yan ürünleridir. Geçerken kazanılan haklardır. Uğrunda savaşılan bütün olan demokrasidir ki o da işçilerin köylülerin devrimci demokrasileridir.

Proletaryanın devrim yolundaki her ileri adımı yeni burjuva demokratik hakların kazanılmasına, her geri adımı ise kaybedilmesine neden olur.

Özetle, burjuva demokrasisinin sınırları içine kendini hapsetmiş, onu biraz daha genişletmek peşinde olan 2.Enternasyonal’in pasifist, parlamentarist partilerine, düzen örgütlerine karşı Leninist parti bir savaş örgütüdür.

Leninist parti anlayışının yeni doğduğu dönemlerde eski revizyonistlerle Leninistler arasındaki temel fark, parlamento için örgütlenmiş geniş bir yığın örgütü (herkesin içinde doldurduğu bir parti) ile öncülerden, profesyonel devrimcilerden oluşan bir partiydi. Yığınsal görünümlü ama kof bir parti ile dar görünümlü ama yığınsal bir parti arasındaki farkt. O dönemin tartışmalarında esas olan buydu.

Günümüzde ise modern revizyonistler hiç değilse lafta Leninist partiyi savunur görünürler. Ama iş, o partinin çalışma tarzına gelince, derhal İkinci Enternasyonalci’lerle olan paralellikleri ortaya çıkar.”Savas örgütü”nü derhal inkar ederler. Parti çalışmasının esasının gizlilik olması ve daha önemlisi ordulu Parti anlayışı modern revizyonistlerle Marksist-Le-ninist arasındaki ayrımı olusturur. Özellikle de ordulu Parti anlayışını model revizyonizm ile proletarya sosyalistleri arasındaki ayırt edici çizgiyi oluşturur.

Ordulu parti, ordusuz parti anlayışları gerçekte parti konusundaki bir tartışmanın, sadece bu tartışmanın değil, devrim anlayışları arasındaki farklılıkların sonucudur. Burjuvazinin çizdiği sınırlar içinde kalıp kalmama meselesidir. Son tahlilde devrim yapıp, yapmama meselesidir.

Marksist-Leninistler karşısındaki ikinci yanlış çizgi “sol” oportünistlerdir. Onlar ordulu Parti anlayışına doğru bir biçimde kabul ederler. Bu noktada proletarya sosyalizmine yaklaşırlar ama Leninist Partinin tüm diğer ilkelerini reddederek, görmemezlikten gelerek ordulu Parti anlayışını kabul ederler. Onlar, öncüler örgütü etrafındaki yığınsal örgütlenmeyi, daha da önemli olarak siyasi çalışmayı reddederler. Sol oportünistler Marksizm-Leninizm’in en basit gerçeklerini unuttukları ya da bilmediklerinden zaman zaman silahlı mücadelenin, zaman zaman ise siyasi çalışmanın ve bazı somut koşullarda da her ikisinin birbirinden temel çalışma olabileceğini anlayamazlar. Ve daha vahimi ülkemizde görüldüğü gibi silahlı mücadeleyi sadece devrim döneminin çalışma biçimi sanırlar. Evrim sürecinde silahlı mücadeleyi (temel olmadan) inkar ederler bütün bunlaar onların dar görüşlülüklerinden çok, Leninist Parti anlayışını, çalışma tarzını kavrayamamalarından ileri gelmektedir. ‘’Ordulu Parti’’ anlayışındaki bir başka mekanik, şabloncu kavrayış ise özellikle Çin, Vietnam, Laos devrimci proletarya partilerinin ‘’kopyacılığıdır’’. ‘’Ordulu Parti’’ anlayışı ile kastedilen, Proletaryanın Devrimci Partisi’nin sosyal devrimi şiddet yolu ile gerçekleştirmek için örgütlenmesidir. Yoksa kastedilen kesinlikle siyasi görevler için, siyasi ajitasyon ve propaganda için parti ve onun askeri kolu olarak bir ordu değildir. Bu örgütlenme biçimi Çin, Vietnam ve diğer Hindi Çini devrimci proletarya partilerinin, izledikleri yoldur. Ancak tek yol sosyal devrimi gerçekleştirebilecek (şiddet yolu ile) bir örgütlenmedir. Partinin bu ya da şu biçimde silahlanması, şu ya da bu biçimde şiddet uygulaması somut şartların somut tahliliyle ortaya çıkacaktır. 

 Ülkemizdeki sosyalist hareket içinde çokça tahrif edilen bir konu da, Bolşevik örgütlenmesinin ordulu parti anlayışının ‘dışında bırakılmadır. Genellikle ‘sovyetik devrim: ve ‘sovyetik parti’ şeklinde adlandırılarak, bu tür örgütlenme sanki ‘silahlı devrim’ için ya-pılan bir örgütlenme değilmiş gibi gösterilmek istenmektedir. İşte kuyruklu yalan budur. RS-DİP(Bolşevik), silahlı bir devrimi gerçekleştirdi. Bolşevikler belki Çin,Vietnam ve diğerleri gibi değil ama silahlı bir örgütlenmeye sahipti.
 

Leninistler, parti çalışmasının esasının daima gizlilik olduğunu, partinin bir savaş örgütü olduğunu söylerken, ordulu parti anlayışını getirirken karşılarında köklü eski revizyonistlere dayanan modern revizyonistleri bulurlar. Parti’nin modern sanayi proletaryasının üstünde yükselmesi gerektiğini en geniş yığınları kucaklamasının zorunluluğunu, siyasi çalışmanın gerekliliğini söylerken de karşılarında daima “sol” oportünistler bulurlar.

Partinin Çalışmasının Esası Gizliliktir

“Bütün ülkelerde, hatta sınıf mücadelesinin en az keskin olması anlamında en ‘özgür’ en ‘legal’ ve en ‘sakin’ olan ülkelerde bile legal-illegal çalışmayı, legal ve illegal örgütlerin sistemli bir şekilde birleştirmek, artık her komünist parti için kesinlikle zorunlu olmuştur”

                                                                                                                         Vladimir Lenin

Bu sözleriyle, Lenin, burjuva demokratik devletlerin orta-an kalktığı oligarşik ve faşist devletlerin kapitalist-emperyalist dünyaya egemen olduğu bir dönemde, yani tekelci kapitalist dönemde, proletarya partisinin en temel evrensel ilkesini anlatmakta. Leninist Parti bütün çalışma biçimlerine (legal-illegal) girilebilen, bu iki çalışmayı bir arada yürütebilen bir örgüttür. Böylesi esnek bir yapıya sahip olmalıdır. Legal ve illegal çalışmalar hem revizyonistlerce hem de ‘sol’ oportünistlerce çok sık çarpıtılan bir konudur. Genellikle yapılan hata (veya saptırma demek daha doğru olur) gizli çalışmanın göz ardı edilmesi legal çalıșma ile illegal çalışmaya birbirlerinden kesin olarak ayırmaktır. 

Legal ve illegal parti diye iki farklı parti yapısı, parti anlayışı ileri sürmek, dolayısıyla iki farklı çalışma tarzı getirir. Yanlış olan da budur. Legal parti ya da illegal parti diye iki farklı Proletarya Partisi anlayışı yoktur. Proletaryanın siyasi örgütlenmesinin bir tek biçimi vardır. Her türlü çalışma biçimini bir arada yürütebilen, birinden diğerine geçebilen, birinden diğerine daha çok önem verebilen bir partidir bu. Oysa revizyonistler legal ve illegal parti diye öylesine bir ayrim yapmişlardir ki, bu ayrimin sonunda ortaya iki değişik, birbirinden çok farklı iki parti çıkmıştır. İkisi de proletaryanın devrimci Partisi değildir.

Çok zaman revizyonistler, legal parti diye yasaların sınıf esasına dayalı parti kurma hakkini verdiğinde kurulan partiyi anlamaktadırlar ki işte bu da tam da Leninist partinin II. Enternasyonal partilerine karşı çıktığı noktadır. İllegal parti ise yasaların dışında kurulmuş olan partidir. Leninist parti anlayışına göre ise parti şu ya da bu biçimde kurulmaz. Legal ve illegal çalışmaya ağırlık verilebilir ama daima her ikisi de bir arada sistemli olarak yürütülür. Çok açıktır ki oligarşi hiçbir zaman kendisini devirecek gerçekten devrimci proletarya partisine izin vermez. Böyle bir parti daima yasalar dışında kalır. Zira yasalar daima burjuvazinin düzenini, devletini korumakla yükümlüdür.

Legal Çalışma Nedir?

Legal çalışma esas olarak partinin çesitli sınıfsal örgütlerde yürüttüğü çalışmadır. Ülkedeki demokratik hakların çokluğu oranında partinin legal çalışması da o denli yaygındır. Demokratik hakların sınırlılığı ölçüsünde de partinin legal çalışmaları o denli kısıtlıdır.

Burjuva demokratik devlette proletarya partisinin legal çalışma olanakları en geniş noktasına ulaşmıştı. Ancak, emperyalist dönemle birlikte, yani demokrasinin bir bütün olarak olumsuzlanması ile birlikte, tekellerin tek tek demokratik haklara da şiddetle saldırmaya başlaması ile birlikte genel olarak proletaryanın legal çalışma olanaklarını da sınırlamaya başladı. Burjuva demokratik devrimlerini tamamlamış ülkelerde proletaryanın legal çalışma olanakları çok daha geniştir. Bu ülkelerde burjuva demokratik devrimler boyunca sayısız demokratik haklar almış, kazanmış olan proletarya tekellerin demokratik haklara açıktan açığa saldırmasına karşı elindeki hakları korumaya çalışmış ve koruduğu ölçüde de geniş legal çalışma olanaklarını da korumuştur. Emperyalizmin, tekellerin demokratik haklara bu açıktan açığa, azgın saldırısı karşısında başta proletarya olmak üzere halk yığınlarının demokratik mücadelesi de yükselmiştir. Tekellerle, halk arasındaki çelişki keskinleşmiştir. Kapitalist düzen altında proletarya için en demokratik ortam devrimin kargaşılığının olduğu günlerdir. Burjuva demokratik devrimin yükseldiği, proletaryanın burjuvazi tarafından silahlandığı böylesi dönemler, silahlı proletarya için gerçekte demokretik bir dönemdir. Burjuva demokratik hakların alınmadığı ülkelerde ise durum nedir? Bu tür ülkelerde, oligarşik devlet içinde demokratik haklar daha sınırlıdır. Daha azdır, daha gelişmemiştir. Proletaryanın özellikle örgütlenme hakkı çok daha sınırlıdır. Kapitalist-emperyalist metropol ülkelerde proletaryanın sınıf esasına dayalı parti kurma hakkı varken, ülkemiz dahil burjuva demokratik devrimlerini tamamlamamış ülkelerde genellikle bu hak yoktur. Çoğu az gelişmiş ülkede proletaryanın bırakın siyasi örgütlenme hakkını, sendikal örgütlenme hakkı dahi yoktur. Ve bu tür ülkelerde sendikal mücadelenin dahi tümü illegal olarak yürütülmektedir. Faşist devletlerde ise, tüm demokratik haklar boğazlanmıştır. Bu tür ülkelerde proletaryanın elinde hiç bir demokratik hak yoktur. Ve elbetteki mücadelenin tümü yasaların dışında yürür. En basit bir dernek kurma hakkının, en basit bir toplanma özgürlüğünün dahi olmadığı faşist devlette bütün bunlar yapılmakta mıdır? Elbette yapılmaktadır ama yasaların dışında. 

Günümüzde İspanya bunun en güzel örneğidir. Sendika kurma hakkının, grev hakkının olmadığı İspanya’da proletaryanın illegal sendikaları vardır. İllegal (yani yasa dişi) grevler, hatta genel grevler yapılmaktadır. Ve İspanya’da şüphesiz, proletarya legal olarak çalışabileceği hiçbir hakkı kaçırmamaktadır. Devrimci bir proletarya hareketi elindeki tüm demokratik hakları sonuna kadar kullanırken, bir tekini bile ihmal etmezken ve elindeki tüm demokratik hakları zorlayarak geliştirmeye calışırken, bir düzen örgütü değil bir savaş örgütü olduğunu bir an dahi unutmamalıdır. Ancak bu ikisini bir arada yürüttüğü ölçüde devrime doğru emin adımlarla yürüyebilir. Yani bir yandan düzenin dışında, düzeni değiştirmek için örgütlenmek zorundadır. Diğer yandan ise elindeki tüm burjuva demokratik hakları sonuna kadar korumak ve kullanmak zorundadır.

Çeşitli burjuva demokratik haklar içinde seçimlerin özel bir önemi vardır. Devrimci proletarya genel seçimleri, parlamentarizm diye ‘sol’ bir keskinlik ile reddetmez. Tüm halk sınıf ve tabakalarına en geniş bir biçimde ulaşma olanağı tanıyan seçimler proletarya partisinin kullanmak zorunda olduğu en önemli demokratik haklardan birisidir. Ama devrimci proletarya şunu da bilir ki oligarşik devlet hiçbir zaman oy mekanizması ile devrilmeyecektir. Devrimci proletarya anlamı yalnızca en geniş iyonlara en geniş bir biçimde programını anlatma olanağıdır, kendi gücünü ölçme olanağıdır. Sonuç olarak bir kere daha tekrarlarsak; birden çok Leninist parti biçimi yoktur. Leninist partinin bir tek biçimi vardır. Çesitli çalışmaları bir arada yürütmek zorunda olan bir partidir bu.

Demokratik Merkeziyetçilik Esastır

Yani bir yandan düzenin dışında, düzeni değiştirmek için örgütlenmek zorundadır. Diğer yandan ise elindeki tüm burjuva demokratik hakları sonuna kadar korumak ve kullanmak zorundadır. Çesitli burjuva demokratik haklar içinde seçimlerin özel bir önemi vardır. Devrimci proletarya genel seçimleri, parlamentarizm diye ‘sol’ bir keskinlik ile reddetmez. Tüm halk sınıf ve tabakalarına en geniş bir biçimde ulaşma olanağı tanıyan seçimler proletarya partisinin kullanmak zorunda olduğu en önemli demokratik haklardan birisidir. Ama devrimci proletarya şunu da bilir ki oligarşik devlet hiçbir zaman oy mekanizması ile devrilmeyecektir. Devrimci proletarya anlamı yalnızca en geniş yığınlara en geniş bir biçimde programın anlatma olanağıdır, kendi gücünü ölçme olanağıdır. Sonuç olarak bir kere daha tekrarlarsak; birden çok Leninist parti biçimi yoktur. Leninist partinin bir tek biçimi vardır. Çeşitli çalışmaları bir arada yürütmek zorunda olan bir partidir bu.

Demokratik Merkeziyetçilik Esastır

Proletarya Partisi, demiştik, bir örgütler topluluğudur. İdeolojik ve pratik bir merkezi otoritenin, merkez komitesinin çevresinde örgütlenen sayısız
örgütler, komiteler topluluğu. Onun da çevresinde sayısız parti-dışı örgütler ve en dışta da proletarya ve tüm emekçi halk. Karmaşık bir yumaktır bu partinin yapısı. Ama bütün karmaşıklığına rağmen son derece disiplinli, merkezi bir biçimde işleyen bir yapısı vardır.

Proletarya partisinde merkezi bir yönetim vardır. Altın üste bağlı olduğu, sarsılmaz bir disiplin gerekir. Alt üste, azınlık çoğunluğa uymak zorundadır. Bu, partinin demokratik merkeziyetçilik ilkesidir.

Partinin legal olanaklarının artmasına, gelişmesine paralel olarak demokratik-merkeziyetçiliğin demokratik yanı, tersine bir gelişme halinde ise merkeziyetçi yanı egemendir.
Parti içinde, demokratik-merkeziyetçiliğin demokratik yanının temel göstergesi parti kararlarının, parti hattının en geniş partili yığınlar tarafından tartışılabilmesidir ki bu doğrudan doğruya partinin kongreler, tartışma toplantıları düzenleyebilip, düzenleyememesine bağlıdır. Parti çalışmalarınım sınırlandırılmasına bağlıdır.

Öncüler örgütünü çevreleyen sayısız parti-dışı sınıfsal, demokratik örgütte ise daima demokratik yan hakimdir.
Bunların yanı sıra, proletaryanın devrimci partisi hiziplerin varlığı ile bağdaşmaz. Parti kararları, partinin demokratik-merkeziyetçi işleyişi içinde alınır. Azınlık çoğunluğa uymak zorundadır. Ancak teorik meselelerde, program üzerine olan ayrılıklarda bu ilke geçersizdir. Teorik bir ayrılık olduğunda, program üzerine tartışıldığında ve partinin bir kısmı program konusunda partinin diğer kısmı ile anlaşamadığında mesele (ayrılık) demokratik-merkeziyetçilikle, azınlığın çoğunluğa uyması ilkesi ile çözümlenemez.

    Sonuç

Proletaryanın devrimci partisi, toplumun sosyal kurtuluş mücadelesini örgütleyen, proletaryanın ve müttefiklerinin devrime giden yolunu çizen, halkın devrim için örgütlenmesini sağlayan bir siyasi örgütlenmedir. Böylesi bir partinin eylem kılavuzu Marksizm-Leninizm’in evrensel ilkeleridir. Partinin yapısı ve çalışma tarzında da esas olan Marksist-Leninist parti anlayışının, çalışma tarzı anlayışının evrensel ilkeleridir.

Hareket içinde bu evrensel ilkelerin egemen olması, ülkenin somut koşullarının, somut tahlili ile birleştiğinde ortaya ülke proletaryasının önündeki devrimci adımı gösteren programı ve ülke somutuna uygun çalışma tarzı çıkar. Türkiye’de ise durum, yazının en başında belirttiğimiz gibi tam teorik keşmekeştir. Çeşitli konulardaki bu keşmekeş içinde Leninist proletarya partisi konusunda da aynı teorik keşmekeş hâkimdir.

Bu yazıda biz, daha ayrıntılı bir yazı için en genel ilkeleri sıralamaya çalıştık. Türkiye sosyalist hareketinin proletarya sosyalizmi egemen olmasını gerektirir. Oysa ülkemizde Leninist parti anlayışı en çok çarptırılan, özellikle de revizyonistlerce en çok çarptırılan bir konudur.

Proletaryanın siyasi örgütlenmesinin Marx’tan (I.Enternasyonel’den) bu yana geçirdiği çeşitli aşamalar ve Leninist partinin temel ilkelerinin daha ayrıntılı kavranması önümüzdeki acil meselelerden biridir.

KURTULUŞ

Trend